30 Temmuz 2008 Çarşamba

KÖPEK EĞİTİMİ

YAVRU KÖPEĞİ İKAZ ETMEK
Yavru köpeği ikaz etmek nadiren gerekir. Bu gibi durumlarda köpeğinizi ensesinden tutup hafifçe sağa sala sallayıp ve otoriter bir sesle "hayır" demeniz yeterli olacaktır. Sakın köpeğinize elle veya gazeteyle vurmayınız. Yavru köpeğinizi cezalandırmak amacıyla dışarı atmak, kafese kapatmak, bodruma kilitlemekle bir netice elde edemezsiniz. Yavru köpek bunları yanlış hareketle bağdaştıracak muhakemeye sahip değildir. Yavrunun size ters gelen veya inadına yapıyormuş gibi gelen hareketleri aslında doğruyla yanlışı birbirinden ayırt edememesinden kaynaklanmaktadır.

YAVRU KÖPEK NASIL ÖĞRENİR
Erken yaşlarda eğitilen köpeğiniz sizinle birlikte, sizin çevrenizde başarılı, eğitimi ile kurallara uyan, çevresi ile iletişim sağlayan size güveni olan bir dost olacaktır. İlk 16 hafta köpeğin tüm hayatı için eğitimin şart olduğu bir dönemdir. Sosyal hayatta köpeğinizin diğer insanlarla tanışması, seyahatleriniz esnasında arabadaki herhangi bir aile ferdinin kucağında oturarak seyahat etmesi yeni çevreye uyum sağlaması açısından çok önemlidir.
Köpeğiniz ilk olarak size güvenecektir. Köpeğiniz size güveni geliştikten sonra evcilleşmesi, çevreye uyum sağlaması çok daha kolay olacaktır. Bazı insanlar köpeklerini diğer insanlarla, komşuları ile tanıştırırlarsa kendilerine alışmayacaklarını, herkesi kendileri kadar çok seveceklerini düşünerek çekimser davranırlar. Bu yanlış bir düşüncedir. Köpeğinizin insanlarla dost olması, çevreyi tanıması gereklidir. Onun çevreyi tanıması için sıklıkla çevreyi gezdirin. Arasıra alışveriş merkezleri, parklara ve oyun bahçelerine götürerek buralara da uyum sağlamasına yardımcı oluruz.

KÖPEĞİNİZİN DİĞER HAYVANLARLA TANIŞTIRILMASI
Köpeğinizi etraftaki iyi huylu, diğer köpeklerle anlaşabilen köpeklerle tanıştırın. Böylece diğer hayvanlardan korkmaz. Doğasını kaybetmez ve ilerde olabilecek diğer köpeklerle kavga etmek, çiftleşmeme gibi problemleri de engellemiş olursunuz. Köpeğinizi ilk dört ayında özellikle iyi huylu anlaşabildiği köpeklerle bir araya getirin.
Köpeğinizi aynı zamanda ev aletleri ve bahçe araç gereçleri ile de yakından tanıştırmalı onlardan korkmamasını sağlamalısınız. Özellikle çocukların elektrikli ev aletleriyle köpeğinize şaka yapmasını engellemelisiniz. Köpeğiniz hayatı boyunca korkutulduğu şeyi kabul etmeyecek ve ondan kaçacaktır. Örneğin saç kurutma makinesiyle veya bir spreyle korkutulan hayvan duştan korkacak banyo yapmak istemeyecek veya kurulanmak istemeyecektir.

TEMEL EĞİTİM
Her köpek sahibi, toplumun disiplinli ve terbiyeli bir üyesi olması için köpeğini eğitmekle yükümlüdür. İtaatsiz, kontrol dışı bir köpek sizin, ailenizin ve diğerlerinin başına derttir. Tüylü dostunuz iyi bir eğitim olursa size daha keyifle eşlik eden bir arkadaş olacaktır.
Çoğu profesyonel eğitimci, 5-6 aylıkken ciddi biçimde eğitilme zamanlarının geldiğini söyleyeceklerdir. Bir yavru köpek eğitim sınıfı itaat eğitimi için iyi bir başlangıçtır. Ancak bazı temel kurallara köpeğiniz eve geldikten hemen sonra başlamalısınız.

KÖPEĞİNİZE İSMİNİN ÖĞRETİLMESİ
Öncelikle köpeğinize sık sık kullanarak ismini öğretin. Canlı ve dikkat çeken bir tonda ismini söyleyin. Bunu onu severken, oynarken ya da yemek tabağını tam önüne koyarken yapın. Kısa sürede siz ya da bir başkası İsmini söylediğinde onu kastettiğinizi anlayacaktır.
Köpeğinizle göz kontağı ile başlayan sözsüz bir iletişim kanalı kurarak başlayın. İsmini söyleyin ve size baktığında onu okşayarak ilgisini ayakta tutun. İlgisini gözlerinizde tutmaya gayret edin. Böylece bakışlarınıza göre gülümseyip kızgın olduğunuzu anlamayı öğrenecektir.

TASMA ve KAYIŞ
Bir düzene bağlı kalın. Eğitim için belirli bir zaman ayırın ve günde iki bölüm olarak bunu gerçekleştirin. Eğitim sürelerini kısa tutun. Önce beş on dakikalık seanslar halinde başlayıp ileriki günlerde bunu fazlalaştırırı. Köpeğinizin sıkılacağı, huysuz olacağı ya da konsantrasyonunu kaybedeceği kadar uzun eğitimlerden kaçının. Yemek önceleri daha iyidir. Aç yavrular daha dikkatli atacaklardır.
Tutarlı olun. Belirli komutları verirken aynı tonda aynı komutları kullanın. Bir keresinde neşeli bir tonda "Ares gel!" dediyseniz bir diğerinde otoriter bir tonda "Ares buraya!" dememelisiniz. Ares'in böylece aklı karışacak ve istediğiniz tepkiyi vermeyecektir.
Ciddi olun. Yavru köpeğinizin bunun bir oyun olmadığını anlamasını sağlayın. Ciddi olursanız eğitimi onun da ciddiye alması gerektiğini anlatmış olursunuz. Oyuncu cilvelerin veya üzüntülü bakışların sizi caydırmasına izin vermeyin.
Sabırlı olun. Köpeğiniz başta fazla yol kat edemiyorsa kendinizin ve yavrunun cesaretini kırmayın. Yavru, öfkenizin ve sabırsızlığınızı hemen hisseder ve huzursuz olur. Bu eğitim sırasında huzursuzluk çıkarmasına neden olur. Böyle bir durumda hemen eğitimi durdurun.
Hemen tepki verin. Köpeğinizin komutlara tepkisini ödül ya da doğrulama olarak hemen verin. Çağırdığınızda size gelirgelmez onu bol bol ödüllendirin. Köpeğinize vurmayın ve gereksiz yere onu azarlamayın. Onu korkutmayın. İyi eğitilmiş bir köpek korktuğu için değil sahibini memnun etmek için komutlara uyacaktır.
İyi tutumunuzu koruyun. Her zaman eğitiminizi yüksek puanla bitirin böylece siz ve köpeğiniz bundan memnun kalacaksınız. Köpeğinizin eğitim için iyi şeyler hissetmesi en önemlisidir. Bu da tamamen size bağlıdır.
alıntı

KÖPEK EĞİTİMİ

Evinizde Köpek Eğitimi

Köpekler artık birçoğumuzun hayatına girdi.
Peki bizim onlarla rahat ve sorunsuz yaşayabilmemiz için neler yapmamız gerekir?
İşte size birkaç ipucu:
Diyelimki evinize bir köpek alacaksınız.Bu kararı vermeden önce çok iyi düşünmeniz gerekir.
Zira yapacağınız bir yanlış hayatınızı altüst edebilir.Örneğin ;
Köpek bahçedemi yoksa evdemi yaşayacak?
Alacak olduğunuz köpekten beklentileriniz nelerdir?
Onu sadece evinizi koruması içinmi yoksa size arkadaşlık etmesi içinmi alacaksınız?
Hangi cins köpek almalısınız?
Bu soruların cevaplarını doğru bir şekilde bulabilmeniz için köpek almadan önce mutlaka bu konuda uzman kişilerle konuşmalısınız.
Bir uzmana danıştınız ve karar verdiğiniz ve sevdiğiniz cins bir köpek aldınız.
Buraya kadar çok iyi.
Köpeklerde diğer tüm canlılar gibi öğrenmeye meyillidirler ve aynı cinsten olsalar bile iyi bir eğitim almış köpek ile eğitim almamış yada eksik,yanlış eğitim almış bir köpek arasında çok büyük farklar vardır.
Peki iyi bir eğitim nasıl ve nerede verilebilir?

Sizlerinde bildiği gibi birçok köpek çiftlikleri var ama siz köpeğinizi çiftliğe göndermek istemiyorsanız, bu konuda sizlere yardımcı olmaya hazırız.Eğer köpeğinize yerinizde ve gözünüzün önünde eğitim verilmesini istiyorsanız bizi arayınız.Unutmayın;evde sizin yanınızda eğitim almış bir köpek sizi daima daha iyi dinleyecek ve itaat edecektir.

Hangi Eğitimler?
Bir köpeğin eğitimine başlanması için en az altı aylık olması gerekir.Öncelikle tuvalet eğitiminden başlıyoruz.Daha sonra köpeğinizin düzenli olarak dışarıya alışmasını sağlıyoruz.Köpeğinizin evinizdeki eşyalara zarar vermemesi,yerden yada başkasının elinden herhangi birşey yememesi, siz evde yokken evde yalnız kalmaya alışması verecek olduğumuz öncelikli eğitimlerden.
Bunların yanında,TEMEL İTAAT eğitiminde,köpeğinizin sizi çekmeden sol tarafınızda yürümesi, OTUR, YAT, BEKLE, BIRAK, GEL, GETİR, GİT, KOŞ, ÇABUK, YAVAŞ, HAYIR, AFERİN, SUS gibi temel komutları öğrenmesi sağlanır.Bu dönem bittikten sonra İLERİ İTAAT eğitimine geçilir ve bu komutları tasmasız olarak yerine getirmesi için gereken eğitim verilir.

Köpeğinizle sorunsuz ,rahat ve zevkli bir yaşam sürdürmek istiyorsanız köpeğinizin bu eğitimleri alması şarttır.Bizce sadece köpeğin eğitilmesi tek başına yeterli olmayıp,köpek sahibininde birçok konuda doğru bilgilendirilmesi gerekir.Güzel bir silah hediye edilen kişinin onu kullanmak hakkında yeterince bilgi sahibi olması gerektiği gibi, hangi cins olursa olsun bir köpek sahibininde bu konuda yeterince ve doğru bilgi sahibi olması icap eder.

KÖPEK

İnsanla İşbirliği

İnsanlar ve kurtlar birbirlerine çok kısa sürede uyum sağladılar.Bunun sebebi her iki canlı türünün de aynı toplumsal örgütlenmeye ve içgüdüsel olarak genelde aynı zihin yapılarına sahip olmalarıdır.Kurtlar çiftler halinde yaşarlar ve av sırasında sürü, bir liderin yönetimi altında ve işbirliği yaparak hareket eder.Kurtların biri avın bıraktığı ayak izlerini takip eder, diğeri avın yolunu keser ve en cesur olanı avın boğazına atılır.Eğer av sürünün içindeyse bir kurt onu sürüdeki diğer hayvanlarla ayırmakla görevlidir.Önce sürünün lideri beslenir.Lider açlığını giderdiğinde, diğerlerinin yiyeceği bitirmesine izin verilir.

Az çok yerleşik aile grupları içinde yaşayan insanlar, yedikleri etin kemiklerini ve artıklarını köylerin çevresinde dolaşan aç hayvanlara bırakırlar.Kurtlar, zamanla insanların üstün silahlar'a sahip olduklarını ve bu sayede oyunu kazanabileceklerini anladılar.Bu silahlar taştan yapılmış araçlardan, ok uçları ve kapanlardan oluşuyordu.Kurtlar insanın üstünlüğünü avlanma sırasında hissetiler ve onu lider olarak görmeye , avlanma sırasında onu uzun mesafelerde izlemeye ve paylarını almak için onunla birlikte köye dönmeye başladılar.

İnsanların zamanla kurt sürülerinin bu davranışıyla ilgilenmeye başladıklarını, bazılarını benimsediklerini, kuşaklar boyunca onları beraberlerinde ava götürdüklerini kestirmek zor değildir.Giderek kurtlar av sırasında izleyici olmaktan çıkıp, avcının yardımcısı olmaya, bir ceylanı yada yaban öküzünü kışkırtarak, diğerlerinden ayırarak insanın avını kolayca öldürmesini sağlamaya başladılar.

İnsanlar, atı, ren geyiğini ya da fili evcilleştirmek için onları yakalamak (yani onlara hakim olmak), belirli bir yerde kapalı tutmak ve zor kullanarak kazanmak zorunda kaldılar.Hayvanlar arasında yalnızca köpek insanın otoritesine, zor kullanmasına gerek kalmadan uyum sağladı.Onlarınki meslektaşlar arasındaki iş birliğini andırıyor ve karşılıklı çıkarlara dayanıyordu.Her ikisi de açlıklarını bastırmak için avlanmak zorunda idi.

Paraguay ve Peru'nun bazı uzak köylerinde, annesini kaybeden bir köpek yavrusunun bir kadın tarafından emzirilmesi çok sık görülen bir durumdur.Bu tür olaylar, köpek-insan ilişkilerinin daha en başında görülmüş ve insan ile hayvan arasındaki yakınlığın pekişmesinde önemli rol oynamıştır.

Beş Bin Yıldır Varolan Bir Muhafız Köpek

Köpeğin fiziksel varoluşu ve daha önemlisi toplumsal işlevi hakkında belirli bilgilere sahip olmak için, insanın onun görünüşünü resmettiği yada onu kendi ideogramları içinde betimlediği zamana kadar beklemek gereklidir.İnsanlık tarihinin geniş spektrumu içinde insan, uzun bir süre Canis Familiaris'ten kesinlikle söz etmemiştir.

Ne var ki, başlangıçta prehistorik ressamlar avlanma ve iştah ile ilgili duyguları hatırlatan hayvanlardan esinlendiler.Süsledikleri mağaralarda, geyik, bizon, yaban domuzu ve ren geyiği resimleri bulunur.Ancak bu resimlerde köpek ihmal edilmiştir.Muhtemelen o resimlerde köpek ev halkının dostu idi ve günlük hayatta sanatçılara esin veremeyecek kadar sıradan bir unsurdu.Ancak öteki sanatlar gibi, prehistorik denilen sanat da, ele aldığı konular bakımından bir evrim geçirdi ve nihayet ressamlar çakal ve sırtlanı resmetmeye başladılar.İlk köpek resmi M.Ö. 4500 yıllarında göründü.Resimdeki köpek doğal olarak bir avcıya yardım etme eylemi içinde idi, fakat estetik çizgileri günümüzde bulunan köpek cinslerinin hiç birine benzemiyordu.Bu en eski dönemlerin sanatında görülenler sadece av köpekleri değildi: dört yada beş yüz yıl önce yapılan bir bıçağın kabzasında, tasmalı bir köpeği gösteren çizgiler yer almaktaydı.Bu çizgiler köpeğin muhafız olarak da kullanıldığını gösteren ilk gerçek kanıt olabilir.

Firavunlar döneminin mısır sanatı, köpek severler için, günümüzdeki cinslere benzeyen ilk köpek imgelerini taşımak gibi bir özelliğe sahiptir.Bu resimlerde bir kez daha tazıları ve kısa boylu, eğri bacaklı bir cins köpeği (dachshund) görebiliriz.Sonraları, muhtemelen doğudan getirilen çoban köpekleri, mastiffler, daha sonra da tazılar (greyhoundlar), görüldü.Akdeniz ve Orta Avrupa'da her türlü malın ticaretini yapan meşhur tüccarlar, Fenikeliler, Mısır, Roma ve Atina'da yeni köpeklerin ortaya çıkmasında büyük bir rol oynadılar.

Köpekler Hakkında İlk Yazılar

Nerede avcılık vardıysa ve suçluları etkisiz hale getirmek gerektiyse orada köpekler var olmuş ve insan, sürekli olarak türleri geliştirme, yeni köpek cinsleri üretme, onları eğitme ve onlara uygun besin maddeleri sağlama eğilimini göstermiştir.

Klasik dönemden önce Grekler,Mısır tazılarının ve Pers molossuslarının yanı sıra,kurt köpeklerine sahip olmuşlardır.Grek filozofu ve zoolog Aristoteles çeşitli köpek cinslerinin listesini çıkarmış ve onlara geldikleri ülkelerinin isimlerini vermiştir.Bu sayede, İ.Ö. 300 yılında Sirenika,Hint,Mısır ve Epirüs'den gelen köpeklerin varolduğunu biliyoruz.Ancak yazar belirgin tanımlar vermediği için,bu isimleri yüzler ve gövdelerle birleştiremiyoruz.

Av köpekleri Roma'da da büyük saygı görmüştür.Latin şair Ovid iyi cins köpeklerin nasıl üretileceğine dair belirgin yöntemler önermiştir.Bir köpeğin nasıl eğitileceğine dair ilk kez tavsiyelerde bulunan kişi ise,yazar M. T. Varro'dur.

Özellikle çiğ yemek atıklarıyla beslenen köpeğe güvenmemek gerektiğini,kan tadına alışan bu köpeklerin sonunda canlı hayvanlara saldıracağını,düşünmüştür.Bir Grek olan,Cynegetica'nın yazarı Oppian da küçük gövdeli köpek cinsleri yetiştirmeye çalışmış ve bunların ormanda avlanmaya en uygun köpekler olduğunu düşünmüştür.

Bütün bunlardan hareketle,iki bin yıl kadar önce insanlar arasında köpeklere yönelik bir ilgi,hatta sevgi olduğu sonucuna varmak mümkündür.Pompei'deki evlerin üzerlerindeki plakalarda yer alan -Cave Canem- (dikkat,köpek var!) sözleri,köpeklerin bekçi olarak kullanıldıklarını açık bir biçimde gösterir.Bu bekçi köpekler genellikle güçlü bir bedeni ve ürkütücü dişleri olan yırtıcı Molossuslar idi.Bu köpekler gündüzleri zincire vurulur geceleri serbestçe dolaşmalarına izin verilirdi.Ev ya da bahçe içinde hayvan beslemek bir moda idi.Yoksullar ise sadece bir kazla yetinmek zorundaydı.



Romalılardan Ortaçağ Dönemine

Çok erken dönemlerden itibaren köpekler savaşlarda da kullanılmıştır.Örneğin Romalılar köpekleri mesaj iletme ve saldırı amacıyla kullandılar.Kerpeteni andıran dişlere sahip Molossus, saldırı ve savunma amacıyla, üzeri keskin usturalarla kaplı demir boyunluklarla donatılırdı.Bu köpeklerin görüntüsü karşısında düşman genellikle savaşmaktansa kaçmayı tercih ederdi.Mesaj köpeği denilenler en talihsiz hayvanlar idi.Askeri emirler küçük bir bakır tüpün içine konur ve hayvana yutturulurdu.Gideceği yere vardığında, köpeğin tüpü doğal yollardan çıkarmasını bekleyecek vakit olmazdı.Gönderilen emirleri bir an önce alabilmek için meçhul mesajcının boğazlanması gerekirdi.

Roma İmparatorluğu'nun ilk çöküş yıllarında, barbarların istilasından sonra, köpek terk edildi ve prehistorik önemine geri döndü.İstilacıları izleyen aç köpek sürüleri şehirlerde ve kırlarda çok zor durumda kaldılar.Ayrıca yiyecek aran çeteler onlar için büyük bir tehlike oluşturuyordu.

Aslında köpek asla kedi kadar zor durumda kalmadı.Ortaçağ'a hakim olan boş inanç kediyi büyücülükle suçladı ve onun varlığında şeytanın ta kendisi gördü.Gene de köpeğin bu dönemdeki durumu katlanılabilir gibi değildi."Köpek gibi yaşamak, köpek kadar yorulmak, köpek eziyeti, köpek soyu ve köpek gibi ölmek" şeklindeki olumsuz ifadeler muhtemelen bu dönemde dile yerleşti.Ne var ki, köpeğin ortaçağ dönemindeki varlığı avlanma sayesinde bir kez daha kurtuldu.Şiddetli aşlık dönemlerinde, bahçeden toplanan köklerin yanı sıra tencereye bir şey koymak için avlanmaktan başka çare yoktu.İster zengin ister yoksul olsun herkes avlanmaya başladı.Savaşın onlara öğrettiği şekilde ok ve yaylarla, mızraklarla,her türlü kesici aletle , aynı zamanda tuzaklar ve ağlarla silahlandı.Bu kanlı uğraş sırasında insan bir kez daha köpeğin vazgeçilmez yardımına muhtaç oldu.Köpek, o zamanın geniş ormanlarının ve bataklıklarının üstesinden gelebiliyordu.İngiltere'de iyi bir av köpeği bir köle kadar değerli idi.



Uzlaşmanın Başlangıcı

Ortaçağ'da, keşişlere arkadaşlık etmesi, ama aynı zamanda onları koruması için manastırlarda da köpek yetiştirildi.Örneğin, Belçika Ardenleri'ndeki St. Hubert Manastırı'nın keşişleri bloodhound (koku alma duyusu çok güçlü bir tazı) ürettiler.Aynı şekilde, güvenilir kaynaklara göre, Alman çoban köpeği manastırları haydutların saldırısından koruyabilecek yeteneklere sahip bir köpek isteyen keşişlerin yetiştirdikleri cinslerden türedi.

Gene bu dönemde av köpekleri ile ilgili, ilk kez gerçek anlamda bir uzmanlaşma başladı.Pointer ve setter gibi bazı av köpekleri avı araştıracak şekilde yönlendirildiler; koku duyusu gelişmiş tazılar erkek geyikleri kışkırtıp yerlerini belirtmek için kullanıldılar; greyhound tipi köpekler iz sürmede kullanıldılar; molossuslar ise bizon ve ayılara saldırı amacıyla diğerlerinden ayrı tutuldular.Kunduz köpeği denilen küçük köpekler de bu sırada tilki ve vahşi tavşanların inlerine toprağı kazıp ulaşacak şekilde eğitildiler.İlk terrierler de bu dönemde ortaya çıktı.

Büyük Tatar Hanı'nın beş bin köpeklik bir sürüyle nasıl ava çıktığını anlatan büyük gezgin Marco Polo'nun öykülerinde de yer aldığı gibi, zengin feodal lordlar, bin, bin beş yüz kadar tazının eşlik ettiği av partilerine, soylu arkadaşlarıyla birlikte katılırlardı.

I. Elizabeth'in askerleri, en az sekiz yüz köpekten oluşan bir güçle İrlandalı isyancılara karşı savaştılar; zırhlarla, sivri uçlu demirlerle donatılan köpekler, Amerika'yı işgal eden İspanyollara kitle halinde eşlik etti.


Sivil ve askeri hayatta,sporda köpekler daha da önem kazandı.Daha o zaman köpek bakımı üzerine yazılmış kitaplar vardı.Bu kitaplarda avdan yorgun dönen köpeklerin sıcak tutulması,tahtadan yapılmış beslenme kaplarının daima temiz olması,tüylerinin her gün fırçalanması hakkında tavsiyeler vardı;uygun beslenme ve deniz banyoları sayesinde, köpeklerde görülen egzamaların iyileştirilmesi gibi konularda bilgiler veriliyordu.

Ortaçağ'da veteriner bilimi ile ilgili taslak halinde görüşler de vardı.Öte yandan, köpekler deneysel olarak insan hastalıklarının tedavisinde de kullanıldılar.Beyaz bir köpekten alınan bir kanın deliliği iyileştirdiğine,siyah bir köpekten alınan bir kanın ise gebe kadınların doğum sancılarını azalttığına inanılıyordu.Veterinerlik ve cerrahlık konusunda Avrupa'ya ulaşan ilk bilgiler Arap biliminden geldi.



Rönesans Döneminde Bir Lüks

Ortaçağ geçip giderken,adetler daha bir inceldi ve refah yaygınlaştı.Bu arada köpeklere duyulan sevgi de arttı.Açıktır ki,hayvanlara yönelik günümüzde de görülen kötü davranışlar,sefaletin,cehaletin ve boş inançların yaşandığı karanlık dönemlerin mirasıdır.Rönesans'ın eşiğinde,güzel bir köpeğe sahip olmak bir tür snopluk haline gelmişti.Köpekler yine ava götürülüyordu,ancak bir köpekle birlikte bir yürüyüşe çıkmak, onunla arkadaşlık etmek de insanlara zevk veriyordu.İnsanların,molossusla birlikte yürüyüş yapmalarının dışında,yarışmalar da düzenleniyordu.Bütün Avrupa'ya İngiltere'den ithal edilen greyhoundlar bu yarışların galibi oluyorlardı.

Kadınlar,özellikle de avla ilgilenmeyen aristokrat kadınlar,arkadaşlık ettikleri küçükleri seviyorlardı.Bu köpekler,kadınlar tarafından ev hayatına alıştırılıyor ve lüks köpekler için moda olan kurdelelerle süsleniliyorlardı.Soylu bir kadının ilgisini çekebilmek için her şeyden önce onun küçük gözdesinin sevgisini kazanmak gerekiyordu.



Köpek ve Sanat

Pek çok köpek cinsi,özellikle av köpekleri yetiştirildi.Onyedinci yüzyılda en çok av köpeği yetiştiren ülke Fransa idi.Louis ismini taşıyan bütün krallar,avlanmayı severler ve krallara yakışan biçimde avlanmayı bilirlerdi.Sürüler halinde avlanma konusunda eşsiz özellikler taşıyan,zarif,safkan ve meşhur chiens blancs du roi bu dönemle birlikte gelişmeye başladı.Bu köpeğin çeşitli Avrupa ülkeleri arasında alınıp satılması ve yarışmalara sokulması,çok güzel ve arkadaş canlısı,sadakat,güç ve zeka bakımından bir eşi olmayan bu soylu ve iyi huylu hayvana duyulan sevgiyi arttırdı.En büyük ressamlar tarafından ölümsüzleştirildi.Bu ressamlar onu her defasında kibar efendilerinin ayaklarının dibine uzanmış yatarken resmettiler.

İnsanın köpeğe olan sevgisini yüzyıllar boyunca resim sanatında canlandırıldı ve bu durum zamanın en gözde köpek cinsleri hakkında bilgi edinmemizi sağladı.Rönesans dönemi sanatı köpek resimleriyle doludur.Dürer,Bothicelli,Pierro della,Franesca,Mantegna,Titian, Bosch,Bruekhel,The Elder Rubens,Canaletto,Valasques ve Goya bu konuyu işleyen meşhur ressamlar arasında yer alırlar.Ve bu liste asla sona ermeyecek kadar uzundur.

Köpek sevgisi,şiir ve tiyatroda da yankı buldu.Bu konuda ilk akla gelen isimler Lorenzo de Medici ile Shakespeare'dir.

Demokrasinin 19. yüzyılda İngiltere'de yerleşmesi ve Fransız Devrimi'nin gerçekleşmesi,İnsanların olduğu kadar köpeklerinde hayatını değiştirdi.Soyluların o büyük köpek sürüleri ortadan kayboldu.Ne var ki,insanların avlanma tutkusu devam ediyordu.Ortaçağ'da avcı,hızlı hareket etmesi ve iyi koku alması şartıyla bir ya da iki köpekle yetindi.Daha önemlisi,avı bulan ve kıstıran köpekler büyük değer kazandı ve İngiliz köpek yetiştiricileri,sonraları meşhur bir cins haline gelen Pointer'ı ürettiler.



İlk Köpek Gösterileri

Yeni tutumlar köpeğin,iyi bir avcı olmasının yanı sıra estetik olarak cazibeli olması ile fiziksel olarak da çok yönlü faaliyetleri iyi uyum sağlayabilmesini gerektiriyordu.Köpek yetiştiricileri bu talepleri karşılamak için derhal büyük bir heyecanla zekalarını kullanmaya başladılar.İlk köpek gösterisi 1859 yılında İngiltere’de,Tyne üzerindeki New Castle’ın belediye meclisi binasına düzenlendi.Sadece av köpekleri ile yapılan gösteriye elli Pointer ve Setter katıldı.Standartlar ve soy kütüğü üzerine ayrıntılı değerlendirmeler yapılmadı ve köpek severler bu gösteriyi daha çok,kuralları olmayan yeni ve özgün bir spor olayı olarak düşündüler.Ne var ki,14 yıl kadar sonra,1 Nisan 1873'de,Londra'da İngiliz Köpek Kulübü kuruldu ve Studbook'un derlenmesine başlandı.Günümüzde soylar kitabı olarak bilinen bu kitapta farklı cinslere mensup köpeklerle ilgili veriler yer aldı.

Bu İngiliz örneği,diğer ülkelerde de izlendi.Amerikan Köpek Kulübü'nün kuruluş tarihi 1884,İtalyan Köpek Kulübü'nünki ise 1898'dir.Birleşik Devletlerde yapılan ilk köpek gösterilerinin tarihi 1875'e kadar uzanır.Yaklaşık bir yüzyıl kadar önce böyle bir gösteriye ancak elli kadar köpek katılırken, günümüzde en önemli gösterilere yedi yüz kadar köpek katılabilmektedir.
Makale

BASINDAN KÖPEK HABERLERİ

Köpekler, Akciğer Kanserini Doğru Teşhis Ediyor

Köpeklerin koku alma duyusu çok güçlü. İyi bir eğitimden geçirilmiş köpek, çok iyi saklanmış uyuşturucuyu bile bulabiliyor. Bilim adamları şimdi köpeğin kanser hastalığının kokusunu bile algılayabildiğini keşfettiler. Hem de hastanın soluğunu koklayarak...
Bir düşünün kanser testi için laboratuvarda beklerken, bir hemşire koca bir köpekle çıkageliyor. O anda insanın aklına neler gelmez ki? Eğer cesaretiniz varsa ağzınızı köpeğin burnuna doğru açın bakalım. Fıkra gibi değil mi? Fakat köpekler gerçekten de insanın soluğunu koklayarak kanseri teşhis edebiliyorlar.

Sonuçta köpek burnu, bizim burnumuzdan yaklaşık olarak 20-40 misli koku hücresine sahip. Havada milyarda bir oranında bulunan kokuları bile algılayan köpek, bu yetisini özel bir koklama tekniğine borçludur: Dakikada 300 kez soluk aldığı için hava, koku hücrelerine doğru savrularak koku duyusunu güçlendirir. İşte bu sayede köpek, kokuları bizden on milyon misli daha iyi duyuyor.

Köpeklerin kanser hastalığını koklayarak teşhis edebilmeleri, kısa bir süre önce San Anselmo Pine Street Vakfı’ndan Michael McCulloch ve Polonya Bilimler Akademisi’nden Tadeusz Jezierski’nin araştırmalarıyla kanıtlandı.

Labrador-Retriever

Araştırmacılar deneylerini üç Labrador-Retriever ve iki Portekiz Su köpeği (Cao de Agua Portugues) ile gerçekleştirdiler. Köpekler araştırmanın ilk üç haftasında, kanser hastaları ve sağlıklı insanlardan alınan soluk örnekleriyle eğitilmiş. Çok değil sadece 15-20 gün sonra köpekler, "şüpheli" örnekleri davranışlarıyla göstermeyi öğrenmişlerdi bile.

Bilim adamları araştırmanın bir sonraki aşamasında meme veya akciğer kanseri olan 83 hastanın ve aynı sayıda sağlıklı insanın soluk örneklerini koklatmışlar köpeklere. Kanser hastalıkları bu araştırmadan kısa bir süre önce teşhis edilmiş ve hastalar henüz kemoterapi görmemişlerdi.

Integrative Cancer Therapies dergisindeki rapora göre köpekler, akciğer kanseri hastalarının soluk örneklerini sağlıklı insanların soluklarından kolayca ayırt edebiliyorlar. Köpekler vakaların %99’unu doğru teşhis etmişler. Ancak meme kanserinde o kadar başarılı değiller. Meme kanseri teşhisindeki doğruluk payı %88.

Hangi maddeler bilinmiyor

Köpeklerin, kanser hastalarının soluklarındaki hangi maddelere karşı reaksiyon gösterdikleri ne yazık ki bilinmiyor henüz. Eğer bu maddeler kesin olarak tespit edilebilseydi, kanser için kimyasal bir erken teşhis olanağı doğabilirdi diyor McCulloch ve Jezierski.

Yıllar önce köpeklerle değil de gaz kromatografisiyle yapılan kanser tanısı araştırmalarında bilim adamları akciğer ve meme kanseri için potansiyel "tanı maddeleri" keşfetmişlerdi. Bunlar alkanlar, metilleşmiş alkanlar, benzolün aromatları ve türevleriydi ve gerçekten de kanserli hastanın soluğunda daha yoğun olarak bulunuyordu.

Son araştırmadakine benzer sonuçlara İngiltere’deki Amersham Hospital hastanesinde çalışan bilim adamları da sbulaşmıştı bir iki yıl önce. Carolyn Willis’in köpekleri mesane kanserini koklayabiliyordu. Farklı ırklardan yedi köpek 54 örnekten 22’sini doğru teşhis etmişti.

Elektronik burun

The Lancet dergisinde 1989 yılında yayımlanan bir araştırmada ise sahibinin cilt kanserini koklayan bir köpekten söz edilmişti.

Köpeğin kanser veya diğer hastalıkların tanısında kullanılması yine de pek kolay değil. Uzmanlar her köpeğin koku alma yetisinin farklı olduğunu ve koku kalitesinin de garantili olmadığını söylüyorlar. Ayrıca köpeğin hastanede veya doktor muayenesinde tutulması da pek hijyenik bulunmuyor.

Köpeğin yerini alabilecek elektronik burun belki akılcı olabilir. Ama bunun için de önce köpeklerin neye karşı reaksiyon gösterdiklerinin bulunması gerekiyor. Kanserli ve sağlıklı hücreler arasındaki koku farkı hangi maddelerle ortaya çıkıyor?

Bilim adamları araştırmalar sayesinde beden salgıları üzerinde çalışmaları gerektiğini öğrendiklerini söylüyorlar. Çünkü bir tümör büyürken, indirgenen ürünlerin bedenden atılması gerekmekte. Bu ilke elektronik burnun geliştirilmesinde de yardımcı oluyor ve akciğer kanseri tanısının araştırıldığı bir çalışmada yararlanıldı da.

2005 yılında yayımlanan ve 76 kişiyle gerçekleştirilen bir araştırmada, yöntemin başarısıyla ilgili ilk kanıtlar elde edilmişti. Ancak aletin soluktaki hangi maddelere karşı reaksiyon göstererek sinyal verdiğini bilim adamları gizli tutuyorlar. Ve bu maddelerin köpekler tarafından algılananlar olup olmadığını da.

KÖPEK İLE İLGİLİ MAKALELER

KÖPEK BESLEYEN MUTANTLAR

Günümüzde, genetik bilimindeki gelişmeler şaşırtıcı.

İnsanı şişmanlatan genlerden tutun da, saldırganlık genine kadar, bütün özelliklerimizi belirleyen genler keşfedildi.

Herhangi bir genin keşfedilmesi, uzun dönemde o genin yaptığı işin denetlenebilmesi anlamına geliyor.

Örneğin insanı yaşlandıran gen keşfedilince, bu genin denetlenmesi yoluyla yaşamın uzatılması olanağı da doğuyor.

İnsanoğlu, bu arada koyunu da kopyaladı.

Bir süre sonra insan da kopyalanacak hiç kuşkusuz.

Tabii insanoğlu doğanın işine karışınca, bazen yanlışlıklar da oluyor ve bazı "hilkat garibeleri" de ortaya çıkıyor.

Bir bölümü "radyasyon" gibi etkilerle kendiliğinden mutasyona yani genetik değişime uğramış, bir bölümü de laboratuvarlarda üretilmiş, üç gözlü, iki ağızlı insanlar, çok yakında aramızda dolaşmaya başlarlarsa hiç şaşmamak gerek.

Bilim dilinde bunlara "mutant" deniliyor.

Ben bu yazıda son zamanlarda dikkatimi çeken özel bir "mutant" tipinden, "köpek besleyen salatalık beyinli mutantlar"dan söz etmek istiyorum

Bu "mutantlar" görünüş bakımından esas olarak insana benziyorlar ama beyin fonksiyonları itibarıyla tam bir salatalığın niteliklerini taşıyorlar.

Biliyorsunuz İstanbul, salatalıklarıyla ünlüdür.

Örneğin "Çengelköy hıyarı", küçüklüğü, gevrekliği ve lezzeti ile bilinir.

"Langa hıyarı" ise daha büyük, ama sulu ve lezzetlidir.

"Köpek besleyen mutantları", Çengelköy ve Langa hıyarlarından ayıran iki özellik bunların insana benzemeleri ve ayrıca köpek beslemeleridir.

Yalnız bu konuda çok dikkatli olmak gerekiyor: Çünkü onları öteki salatalıklardan ayıran bu özellikler, bu tür "mutantları" bizim aile gibi "köpek besleyen insanlardan" ayırmaya yetmiyor.

Yani sokakta köpek gezdiren birini gördüğünüz zaman bu mahluk "köpek besleyen bir mutant" mıdır, yoksa "köpek besleyen bir insan" mıdır, derhal anlayamıyorsunuz.

"Mutant"ları "insan"lardan ayıran özellikler, yanlarındaki köpeklerle ilgili davranışlarında ortaya çıkıyor, ama bunu anlamak da size çok pahalıya mal olabiliyor:

Mutantlar, köpeklerini çok sevdikleri gerekçesiyle, onları zaman zaman tasmasız biçimde dolaştırıyorlar.

Geçenlerde bunlardan biri, bizim küçük Pekin cinsi köpeğimizi gezdiren eşimin üzerine saldırıp kolunu ısırdı.

Bizimle aynı sokakta oturan bir "mutant"dan böylece haberimiz oldu.

Milyonlarca liralık hastahane masrafı, günlerce süren ve çok riskli olan kuduz aşısı ve ertesi gün çıkılacak olan tatilin bir ay ertelenmesi, bu "mutant"ı saptayabilmek için ödenen faturaydı.

Dolayısıyla, özellikle yanlarında "büyük köpek gezdiren mutantları" "yanlarında köpek gezdiren insanlardan" ayırma konusunda herhangi bir çabaya girmenizi asla önermem.

"Köpek besleyen mutantlar" eğer sizinle aynı apartmanda oturuyorsa onları tanımak daha kolay:

Gece tek başına bırakıp gittikleri köpeğin havlamasından uyuyamıyorsanız, bilin ki komşunuz bir "mutant"dır.

Üstelik bu mutantların köpekleri sabahın köründe havlamak gibi bir alışkanlık da ediniyorlar zamanla.

Böylece sadece gece değil, sabah uykunuz da olanaksızlaşıyor.

Yaşadığınız sokakta "köpek besleyen mutantların" olup olmadığını anlamak ise çok daha kolay.

Sizin sokakta "mutantlar" varsa, kaldırımı bir halı gibi kaplayan köpek kakaları bu gerçeği derhal size haber veriyor.

Ben bu mutantların nasıl ortaya çıktığını bizim Bilim ve Teknik ekinin sorumlusu Orhan Bursalı ve Üniversite'deki genetikçi meslektaşlarımla konuştum.

Bu konuda iki teori var:

Birinci teori, bunların, Turgut Özal zamanında "işini bilen memur", "zengin müslüman" "anayasayı bir kez delmekle birşey olmayacağını bilen politikacı" gibi yeni tipler üretmek için kurulan laboratuvarlardan yapım hatası olarak çıktıklarını öne sürüyor.

İkinci teori ise, bu "laboratuvar tezine" karşı, zengin olunca hemen metres tutan erkek ve saçını derhal sarıya boyatan kadın tiplerinin zamanla, "küreselleşmenin" de etkisiyle, kendiliğinden "köpek besleyen mutantlara" dönüştüğünü öne sürüyor.

Hangi teori geçerli olursa olsun, bizim aile bireyleri, başkaları tarafından "köpek besleyen mutantlarla" karıştırılmamak için, köpeğimizi gezdirmeye çıktıklarında, sürekli olarak ellerinde, köpeğin kakasını toplayacakları naylon poşeti görünür bir biçimde taşıyor ve "köpek besleyen salatalık beyinli mutantların" da bir gün tersine bir evrim ya da mutasyon ile "köpek besleyen insanlara" dönüşeceği umudunu sürekli olarak koruyor.

Emre Kongar
http://www.kongar.org/aydinlanma/1999/aydin168.php

KÖPEK BAKIMI

KÖPEĞİNİZ VE UÇAK YOLCULUĞU

Eğer köpeğinizle uçak yolculuğu yapmayı planlıyorsanız, güvenli ve problemsiz bir seyahat için aşağıdaki tavsiyelerden yararlanabilirsiniz:

Veteriner hekiminizin hazırladığı ve aşı kayıtlarının bulunduğu sağlık karnesini mutlaka kontrol edin. Eksik aşılarını tamamlayıp sağlık karnesini seyahat esnasında yanınızda bulundurun. İç hat uçuşlarda sağlık karnesi ve aşıların yapılmış olması çoğu kez yeterli oluyor. Ancak uluslararası uçuşlarda, gideceğiniz ülkenin evcil hayvan girişi ile ilgili protokollerini ve Türkiye ’den evcil hayvan çıkışı ile ilgili kuralları mutlaka önceden öğrenip yerine getirin. Bazı ülkeler karantina uyguladıktan sonra evcil hayvan girişine izin veriyor. Bu nedenle kalacağınız süre ile karantina süresi durumunu karşılaştırıp evcil hayvanınızla seyahati ona göre planlayın.

Uçak yolculuğundan önce köpeğinize sekinleştirici olarak sedatif veya trankilizan ilaçlar uygulanmamalı. Uluslararası Taşımacılık Organizasyonları ve birçok evcil hayvan sağlığı organizasyonu, uçakla yolculuk yapacak evcil hayvanlara sakinleştirmek amacıyla sedatif ya da trankilizan ilaçlar uygulanmasını sakıncalı buluyor. Çünkü sakinleştirici kullanılan hayvanlar, denge sistemlerini kontrol edemeyerek özellikle taşıma kabininin hareket etmesi durumunda yaralanıp incinebiliyor. Diğer bir neden ise sakinleştirilmiş hayvanların yüksek irtifada solunum ve dolaşım sistemi problemleri yaşaması ihtimalinin çok yüksek olması. Bu durumdan en çok bulldog, Boston terrier, pug gibi kısa, basık yüzlü hayvanlar etkileniyor. Birçok hayvan, sağlık sorunu yaşamadan uçuşu tamamlıyor ancak havayolu yetkilileri uçuş sırasında meydana gelen ölümlerin çoğunun sedasyon altında sakinleştirilmiş hayvanlarda ortaya çıktığını bildiriyor. Sakinleştirmenin bir diğer sakıncası bu durumun köpeklerin vücut ısısı dengesini bozması. Veteriner hekiminiz tarafından belirlenmiş zorunlu haller dışında uçuş yapacak evcil hayvanların sakinleştirilmemeleri gerekiyor.

Köpeğinize mutlaka uçuştan önce bir boyun tasması takıp kimlik kolyesi iliştirin. Kolyeye köpeğinizin kimlik bilgilerini, size ulaşılabilecek telefon numaralarını yazmayı unutmayın. Taşıma çantasının seyahat edeceğiniz havayolu şirketinin istediği özelliklerde olmasına dikkat edin . Uçak yolculuğundan uygun bir süre önceden başlayarak köpeğinizi bu seyahat kabinine alıştırın.

Köpeğinizi uçuştan önce gürültülü ortamlara hazırlayın. Bu sayede havaalanında ve uçuş esnasında duyacağı yüksek seslerden daha az rahatsız olur.

Kısa sürecek uçuşlardan önce mama vermeyin. Ancak çok uzun uçuşlarda, uçuştan 4 saat önce yemek ve içecek verebilirsiniz. Aynı şekilde uzun uçuşlarda ve veteriner hekiminizin özellikle beslenmesini gerekli gördüğü durumlarda beslenme bilgilerini ve besin maddelerini kabin ekibine verdiğiniz takdirde birçok havayolu şirketi bu imkanı sağlıyor . Bu amaçla köpeğinizin taşıma kabininin kapısına, kapıyı açmadan dışarıdan yiyecek ve içecek verilmesini sağlayacak şekilde su ve mama kabı yerleştirip sabitleyin. Seyahatin normalden uzun sürebileceğini ve gecikmeler olabileceğini hesaba katarak köpeğiniz için yedek besin ve suyu da yanınızda bulundurun.

Taşıma çantasının emniyetli bir şekilde kapatılabildiğinden emin olun. Gerekli veya acil durumlarda köpeğinizin dışarı çıkmasını zorlaştırmamak için anahtarlı kilitlerle kilitlemeyin.

Taşıma kabininin üstüne mutlaka “canlı hayvan” ve uluslararası uçuşlarda da “live animal” etiketini, görünür bir şekilde üst ve yan taraflara yapıştırın.

Sıcak havalarda sabah erken ve akşam geç saat uçuşları tercih edin . Mümkünse aktarma yapmayan direkt uçuşlarla seyahat edin .

Seyahatten önce mutlaka havayollarını arayıp evcil hayvanla seyahat edeceğinizi bildirin. Kurallarını öğrenip yerine getirin.

Seyahatten önce köpeğinizi yürütüp egzersiz yaptırın.

Uçuğa binince kabin görevlisine köpeğinizle birlikte seyahat ettiğinizi hatırlatın ve bu durumdan pilotu da haberdar etmesini isteyin.

Hürriyet

KÖPEK IRKLARI "DOBERMAN"

DOBERMANLAR NEDEN FARKLIDIR?

İnsan koruması için geliştirilmiş köpek olarak Doberman dünyada tektir. Bu güzel, yüksek enerjili, zeki köpek insanlardan oluşan ailesini, kendisini eğiten ve her gün besleyen kişiyle arasında çok özel bir bağ kurar. Bir Doberman öğretmeni ile yaşar ve kendi hayatı pahasına onu korur.


Onlar harika birer aile köpekleridir. Kendilerini beraber yaşadığı aile bireylerine adar ve diğer hiç kimse için çalışmaktan mutlu olmazlar. Dobermanla kurulan ortaklık hayat boyu güçlü ve sarsılmaz olacaktır.
Bir dobermanın karakterini iyi anlamak, onun kolay ve çabuk yoldan eğitilmesini sağlayacaktır.Hafife alınmamalıdır; onlar tüm dünyada, insan beynine sahip köpekler olarak tanınırlar.

Her işe yatkındırlar; itaatkarlık, polis köpekliği, arama ve kurtarma, uyuşturucu tespiti,kişisel koruma, iz sürme, terapi işlerinde kullanılan çok yönlü bir türdür.
Bu yönüyle de iyi eğitilmiş bir Doberman, sizin için olduğu kadar toplum içinde bir kazançtır.
Bu güvenilir, sadık, korkusuz, soylu arkadaş her zaman sizin için istekli olacak ve size cevap verecektir.

http://www.dobermanbuz.net/