8 Eylül 2008 Pazartesi

KÖPEK EĞİTİMİ ve KÖPEK PANSİYONU







CUBA...
AYSILA hanım ve TALAT beyin sevgili oğlu:)
9 aylık bir schnauzer...
cuba ya eş arıyoruz.

KÖPEK EĞİTİMİ ve KÖPEK PANSİYONU



Sevgili KETTY.
Benim için karakteri çok özellikli bir alman çoban köpeği...
Bazen BELKIS hanım unutsa da benim köpeğim olsa diye düşündüğüm olmuyor değil:)

7 Eylül 2008 Pazar

KÖPEK PSİKOLOJİSİ VE KÖPEK DAVRANIŞLARI

Psikolojik Problemler:
Önce psikolojik problem kavramını açıklayalım. Köpeğin kendi doğasına ters düşen ve herhangi bir amaç taşımaksızın yapılan davranışların sebebi psikolojik problemler olabilmektedir. Bunlardan bazıları, sebebi dış faktörler olsa bile, köpeğin kendi içsel hesaplaşmalarıdır. Buna, anoraksia nervosa dediğimiz sinirsel sebeplere dayalı iştahsızlık, depresyon, demoralizasyon ve sebepsiz kaşınmadan tutun, kuyruk yemeğe kadar varan obsessiv-kompulsiv davranışlar örnek gösterilebilir. Bunlar genellikle insan-köpek ilişkisini doğrudan etkilemezler. Ancak bu ilişkiyi doğrudan etkileyen bozukluklar vardır ki, bunun en tipik örneği agresif (saldırgan) davranışlardır ve köpeğin anksiyetesi (gerginliği) dışarıya yönelmiştir. Bunların tamamı tedavi gerektiren psikolojik problemlerdir.

Öncelikle şu soruyu cevaplandırmalıyız: Köpekte problem olarak nitelendirdiğimiz husus gerçekten köpeğin problemi mi yoksa bizim problemimiz midir? Aslında ortaya çıkan davranış problemlerinin önemli bir bölümü, köpek tarafından normal olan davranışların, insanlar tarafından anormal olarak algılanmasıdır. Bizler hayvanlardan, bizim gibi hareket etmelerini ve bizim monoton hayat düzenimize uymalarını bekleriz. Tabi ki, evcilleştirmeyle birlikte, köpekler de kendi kabiliyetleri doğrultusunda bize uymaya çalışmışlardır. Ancak, bazen bizim isteklerimiz çok abartılı olabilmektedir.

Maalesef, köpek için tamamen normal olan birçok davranış insan-köpek ilişkisine zarar verecek boyutlardadır. Örneğin; köpeğin evde liderlik iddiasında bulunması, köpeğin içgüdülerine ters düşmeyen, son derece normal bir davranıştır. Bu tür davranışlar, köpek açısından davranış bozukluğu olmasa da, köpeğin insanla beraber yaşamına olumsuz etki ettiği için, istenmeyen davranış sınıfına girer ve bunların giderilmesinde de psikolojinin tedavi yöntemleri uygulanır.

Bazı istenmeyen davranışlar, sadece basit bir nedenden dolayı oluşmaktadır. Örneğin; bekçilik amacıyla yetiştirilen ancak sonradan küçük bir ev içinde yaşamaya mahkum edilen, dolayısıyla sürekli olarak havlayan bir köpek, bahçe içine konulsa havlamayacaktır. Eğer hayvana bu ortamı sağlayamıyorsak, hayvandaki bu davranışı anormal diye nitelendirmeden evvel biraz düşünmemiz gerekmiyor mu?

Davranış Bozukluğuna Yaklaşım
Bu problemlerin çözümü, bazen birçok organik problemin çözümünden daha zor olabilmekte ve daha fazla deneyim ve bilgi birikimi gerekmektedir. Ancak bu zorluğun yanı sıra, çözümde başarı şansı organik olanlardan daha az değildir.

Bir canlı düşünme yeteneğine sahipse, gayet doğal olarak, bu yetenekle orantılı olarak psikolojik problemlere de sahip olacaktır. Psikolojik problemlerle istenmeyen davranış problemlerini bir birleriyle karıştırmamak gerekir. Bazı istenmeyen davranış problemleri eğitim yöntemleri ile düzelebilir ama psikolojik problemler eğitim yöntemleriyle daha da şiddetlenebilir. Bunun ne tür bir bozukluk olduğuna bırakın veteriner hekim karar versin. Veteriner hekim, gereken medikal tedaviyi yapacak, medikal tedaviyle beraber veya tedavisiz, eğitim yöntemlerinin uygulanması gerekiyorsa güvendiği bir eğitimciye, psikolojik bir problem için gerekli görüyorsa Veteriner Fakültesinde bulunan "Psikolojik Danışma ve Tedavi Birimi"ne havale edecektir.

Davranış tedavisinin hedefi, zorlu problemleri çözmektir. Bu tedavinin şekli problemin niteliği, hayvanın mizacı, hayvan sahibinin ve hattâ terapistin özelliklerine göre değişmektedir. Bu problemlerin çözümünde, terapistlerin, yani hayvanlar üzerinde uzmanlaşmış psikologlar veya psikolojide uzmanlaşmış veteriner hekimlerin görev alması bütün gelişmiş ülkelerin tercihidir.

Davranış bozuklukları nasıl tedavi edilir?
Davranış bozukluğu olan köpek, normal bir köpek değildir. Normal köpeklerin eğitim programları, bu bozuklukların giderilmesinde yarar sağlamaz.

Davranış bozukluğunun tedavisinde, öncelikle problem ile bu problemi doğuran motiv ve bunun kalıcılığını sağlayan takviyeler teker teker ortaya konulmalıdır. Bunu başarabilmek için, psikologun detaylı şekilde çalışması ve hayvan sahibinin çözüm için istekli ve sabırlı olması gerekir.

Hayvan psikoloğu kimdir, hayvanlarda psikolojik bozuklukları kim tedavi eder?
Birçok değişik şekilleri olan psikolojik bozuklukların tedavisi için, birçok gelişmiş ülkede ayrı bilim dalları kurulmuştur. Bu bozuklukların tedavisi hem medikal hem de davranış değişimi olmak üzere iki yönlüdür. Medikal tedavi veteriner hekimin yetkisi, davranış değişim tedavisi ise psikologun yetkisi dahilindedir. Bu nedenle bu vakalarda, veteriner hekimle psikologun kolektif çalışması gerekmektedir. Ancak ülkemizde, bu iki meslekle de alâkası olmayan kişilerin, kendi kendilerine uzman kesildiklerine tanık oluyoruz.

Davranış bozukluğu aynı tip olabilse de, onu yaratan sebepler tamamen farklıdır. Bunları ortaya çıkarmak için de davranış analizi gerekir. Bu analizi bilimsel psikoloji eğitimi olmayan kişilerin ne derece yapabileceğini belirtmeye gerek görmüyorum. Gelişmiş ülkelerde köpek psikologları eğitimle çözülebilecek olayları zaten köpek eğitim uzmanlarına havale ederler. Bilinçli köpek eğitim uzmanları da hangi durumlarda köpek psikologlarından yardım isteyeceğini bilirler.

Ülkemizde de çok değerli eğitim uzmanları vardır; bu arada uzman diyemeyeceğim kişiler de köpek eğitimi yapabilir ve başarılı olabilirler. Bunda anormal bir durum söz konusu değildir. Ama bu kişi kendisini köpek psikologu olarak tanıtabiliyorsa, daha psikolojinin tanımından dahi habersiz demektir ve onun eğitimciliğinden de şüphe edilir; zira köpek eğitimcisi olmakla maalesef psikolog olunamamaktadır. Eğitimci köpek psikolojisinden tabi ki anlar, ama davranış analizi yapıp, bozuk davranışın nörolojik temellerini ortaya koyamadıktan sonra psikolog olamaz. Beyinde davranış bozukluklarının oluşumundan sorumlu nörokimyasal değişimlerin fizyopatolojisini ve bu bozukluğu giderecek psikofarmakolojiyi de bir hekimden başkası bilemez. Bu nedenle herkes haddini bilmeli, konu köpek diye küçümsenmemeli ve maddî çıkarlar uğruna bilime ve yasalara saygısızlık edilmemelidir. Eğitimci eğitimini, hekim ve psikolog da kendi işini yapmalıdır. Köpekte davranış terapisinde, desensitizasyon, karşı şartlanma veya reziprokal şartlanma yöntemleriyle beraber, medikal yöntemleri uygulayan hayvan psikologu gerektiğinde zaten eğitimciden yardım alacaktır. Burada anlatmak istediğim, birbirlerinin yöntemlerinden faydalansalar da psikologluğun ve eğitmenliğin tamamen ayrı dallar olduğudur. İnsan eğitimcileri de psikolojinin metotlarından faydalanırlar ama hangisi, “ben psikoloğum” diye ortaya çıkmaktadır?

Peki, köpek psikologu kim olmalıdır. Şimdiye kadar mevcut durumda Avrupa ve ABD'e psikologlar hayvan üzerinde, etologlar ve veteriner hekimler ise psikoloji üzerinde ihtisas yapmak suretiyle hayvan psikologu olabiliyorlardı. Bu meslekler içinde, sadece veteriner hekimler medikal tedaviyi yapma yetisine sahip oldukları için, hayvan psikiyatrı olabilmektedirler. Ülkemizde bu özel bölümler henüz kurulmamıştır, ancak veteriner fakültelerinde verilen nöroloji eğitimi sayesinde, bu fakültenin mezunları, psikiyatrik bozukluğun tedavisini yapma yetkisine sahiptir. Bunun dışında, yasal olarak yetkili yoktur. İsteyenin istediği gibi, hayvan doğrayabildiği ülkemizde yasaları kim takar? Şeklinde bir soru da sorabilirsiniz; ancak bu nedenden ötürü, “Ben bildiğimi okur, istediğimi yapabilirim” diyen biri varsa, bu onun ahlâki sorunudur.

Ayrıca, davranış bozukluğunun temelinde organik hastalıklar yatabilmektedir. Örneğin; anal bezlerinde problemi olan köpek otur komutunu öğrenemez. Bunlar tedavi edilmeden, normal köpeklere uygulanan eğitim metotlarının böyle hayvanlardaki stresi ne derece arttırabileceğine siz karar verin.

Davranış Bozukluklarından Korunma:
Hayvan sahiplerinin veteriner hekimden alması gereken bilgiler:

Başka hastalıklarda olduğu gibi, davranış bozukluklarında da probleme engel olmak, problemi gidermekten daha kolaydır. İleride şekillenecek potansiyel psikolojik problemler, köpek daha 3-12 haftalıkken, alınacak bazı tedbirlerle engellenebilecektir. Bu konuda hayvan sahibini aydınlatmak veteriner hekimlerin görevidir. Aşağıdaki konularda veteriner hekimden bilgi isteyiniz.

A - Köpek edinilmeden önce

Köpek daha satın alınmadan önce, veteriner hekimle kurulacak temasla, birçok yanlışın önüne geçilebilir. Sizin şartlarınıza ve kişiliğinize uymayan bir ırk ve cinsiyetin seçimi, hem sizi hem de köpeği mutsuz edecektir. Irklar üzerine yazılmış olan piyasa kitapları yeterince objektif olamamakta ve genellikle ırkların iyi yönlerine değinmektedirler. Az da olsa, bu ırkların kötü yönlerine değinen kitaplardan alacağınız bilgiler yeterli değildir; bu nedenle veteriner hekiminiz, en azından belirli ırklara mahsus olan hastalık ve doğuştan gelen kusurlar konusunda sizi aydınlatacaktır. Bu dönemde veteriner hekimin önerilerini şöyle özetleyebiliriz:

1. Amaca ve kişiye uygun ırkın ve hattâ cinsiyetin belirlenmesi

2. Yavrular arasından en ideal olanın seçilmesi

3. Yavrunun alınacağı sağlıklı yerler

4. Yavrunun eve getirilişi ve evde yapılması gereken hazırlıklar

B - Köpek edindikten sonra

1. İlk günlerde sahibinin doğru ve yanlış olan davranışları üzerinde çalışma

2. Köpeğin teşvik edilmesi ya da kısıtlanması gereken davranışları

3. Sosyalizasyon dersleri

4. İtaat eğitimi ve ileri eğitim konusunda bilgiler

Psikoloji Nedir? Köpek ve İnsan Psikolojisi Arasında Ne Fark Vardır?

Psikoloji genel anlamda, canlıların davranış şekillerini, bu davranışların sebep ve sonuç ilişkileriyle mekânizmalarını inceleyen bilim dalıdır. Gerek davranış olayları, gerekse de düşünsel olaylar birbirinden bağımsız olmayıp, birlikte incelenirler. İnsanlar veya hayvanlar arasındaki bireysel farklılıklar ve nedenleri psikolojinin konusudur.

Bütün bilimlerin olduğu gibi psikolojinin de kaynağı felsefedir. Ancak psikoloji, 20. yüzyılın başlarında bilimsel yöntemler kullanmasıyla felsefeden ayrılmış ve bilim olarak kabul görmeye başlamıştır.

Davranış mekânizmalarının bir kısmı hayvanlar üzerinde de araştırılmış ve elde edilen bulgulardan insanlara genelleme yapılmıştır (örneğin; Pavlov'un deneyleri).

Zaten psikoloji temelde hayvan-insan ayırımı yapmaz. Bütün canlıların davranışlarında sebep ve sonuç ilişkisini araştırır. İnsan ve hayvanın öğrenme süreçlerinde temel yapı birbirine benzer. Hayvan psikolojisi, her ne kadar biz insanlar tarafından yeterince kavranmamış olsa da, hayvanın yaşamında çok önemli yer tutan bir konudur. İnsan için, insan psikolojisi ne denli önemli ise, köpek için de aynı derece önemlidir dersek, hiç de abartmış olmayız. Beraber yaşayan, çoğu kez de aynı çevre şartlarının etkisi altında kalan bu iki canlı türü arasında mükemmel bir psikolojik iletişim sağlanmaktadır.

Köpekte psikolojiyi ret eden tutuculara rağmen, 1970'li yılların başlarında yapılan çeşitli araştırmalarla hayvanlardaki davranış bozukluklarının tedavisinde psikoloji yöntemlerinin kullanılabileceği kabul görmeye başlamıştır. Bu yöntemleri geliştiren hayvan psikologları, davranış bozukluğu olan hastaları kabul etmeye başlamışlardır.

Son yıllarda bazı ülkelerin veteriner fakültelerinde hayvanlarda psikolojik bozuklukların tedavisiyle uğraşan bilim dalları kurulmuştur. Ülkemizde “hayvan psikolojisi”, yakın bir gelecekte olması gereken yere getirilecek ve bu konuda İ.Ü. Veteriner Fakültesi öncülük edecektir.

Hayvan ve insanın psikolojik yapısı arasındaki farklar nelerdir?
Çok genel bir yaklaşımla, en önemli farkın öğrenme kapasiteleri arasındaki fark olduğunu söyleyebiliriz; zira insan ve köpekte birçok davranışın nedeni yaşam sırasında öğrenilenlerdir. İnsanın öğrenmesinde de ödül ve cezalar önemli yer tutar. Takdir edilen davranış yerleşir, olumsuz neticelere sebep olan davranış terk edilir.

Bebekte olduğu gibi, yavru köpeğin çevreden gelen uyarımlara tepkisi çok sınırlıdır. Gelişimiyle beraber, öğrendiklerinin artmasına paralel olarak, tepkileri de artacaktır. Canlıları davranışa iten iç veya dış uyaranlardır. Bu uyaranlara gösterilen tepkilerin çeşitliliği, canlının gelişim seviyesine göre değişir. Bu noktada, köpek ve insan arasında kıyaslama yapılırsa, insanın bu uyarımlara gösterdiği tepki potansiyelinin köpeğinkinden yüzlerce kez daha fazla olduğu görülür. Gerçekten birçok temel davranış insanda, köpekte ve hattâ farede bile aynıdır. Bu nedenle insan ve köpek, hattâ daha da genellersek, insan ve hayvan davranışları arasındaki fark niceldir (tepki sayısı). Aksi olsaydı, hayvanlar üzerinde yapılan deneyler insana genellenemez ve bu deney sonuçlarını, insan davranışlarını izah etmede kullananlar çıkmazdı.

İnsan ve hayvan psikolojisi arasındaki en önemli benzerliklerden biri ise öğrenmeye meraktır. Bu iki canlı türü de, merakları sayesinde öğrenmeye son derece heveslidir. Bu merak yitirildiği zaman öğrenme arzusu da kalmaz. İnsan eğitimcileri gibi köpek eğitimcileri de, eğitimde merakın önemini çok iyi bilirler.

MAKALE

KÖPEK EĞİTİMİ

K9 NE DEMEKTİR?
K-9 Amerikan polis ve askeri köpek eğitime verilen genel terimdir.

K-9 Eğitimi: Koruma, bodyguard, narkotik, bomba, asayiş, iz takibi ve diğer askeri ve polis köpeği eğitimlerini konu alır.

Pek çok kişi K-9 terimini Alman Çoban Köpeği ile karıştırmaktadır. Bu son derece yanlıştır. Hollywood sinemasının yapımı ünlü K-9 filminde "James Belushi" ile birlikte onun zeki ve cesur narkotik köpeğini oynayan "Jerry Lee" adlı köpek bir Alman Çoban Köpeğidir. Bu nedenle köpek severler filmin verdiği imaj ile K-9 adını bu ırkın adı olarak anmaktadır. Hatta bu ırka sahip olmak isteyen kişiler, satıcı tarafından kendilerine siyah veya kahverengi bir Alman Çobanı yavrularını getirdiği zaman, alıcı bu yavruların K-9 olmadığını belirterek başka yavru gösterilmesini ister.

Gerçekte K-9 bir kelime oyunudur.

İngilizcede “canine” köpekgillere ait, köpek, köpek ve benzeri hayvanlarla ilgili manalarına gelmektedir.

Okunuşu ise “keynayn” şeklindedir. K9 kelimesi de İngilizcede keynayn (K-key, 9-nayn) olarak okunur.

Tabiî ki Amerika’da ve daha sonrada dünyada bu kelime eğitimli polis köpeği olarak kabullenilmiştir.

Artık K9 denilince temel itaat ( sevk kayışı ile birlikte sahibinin otur, yat, izle, kal, gel, bekle ve sürün komutlarına uyması ), ileri itaat ( temel itaat eğitimindeki komutları sevk kayışsız olarak yapması ) ve saldırı ve koruma eğitimi almış köpekler anlaşılmaktadır.


K9 OLABİLECEK KÖPEKLER
Hangi Cins Köpeklerden K9 olur?

K9 köpeği olarak kullanılan köpek ırkları :

Burada konuyu ikiye ayırmakta fayda vardır. Birincisi asayiş ve koruma görevi yapacak K9 köpekleri diğeri arama görevi yapacak olanlar. Asayiş Köpeği olarak kullanılacak köpeklerde şu özelliklere dikkat edilmelidir:

1.Vücut Ölçüleri :
Asayiş görevi yapacak köpek ırkları öncelikle vücut olarak ne çok iri ne de küçük olmalıdır. Bu iş için en ideal köpekler 25 – 50 kg. arasındaki köpek ırklarıdır. Çünkü ağır köpek hantal olur, dar yerlerden geçmesi gerektiğinde zorlanır, zaptetmesi daha zordur. Ayrıca iri ırklarda kalça displazisi riski daha yüksektir. Minik köpeklerin ise zaten caydırıcılığı olmaz. Buna göre dünyada ve Türkiye’de Asayiş K9 köpeği olarak kullanılan başlıca ırklar şunlardır:

• Alman Çoban Köpeği
• Doberman
• Rottweiller
• Dev Snautzer
• Belçika Çoban Köpeği
• Belçika Malinois
• Boxer

2.İtaat Kapasitesi :
Bu görevde kullanılacak köpekler yüksek itaat etme kapasitesine sahip olmalı. Bu tür görevde itaatsiz köpekler yada itaat eğitimini tamamlayamayan köpekler asla kullanılamazlar. Bu nedenle Kangal, Sibirya Kurdu, Alaska Malamutu, Pitbull gibi köpeklerin itaat eğitimini almakta zorlandıkları için bu görevlerde kullanılması uygun değildir.

3.Genel Görünüş:
K9 denilince insanların aklına iyi eğitilmiş, güzel görünümlü köpekler gelmektedir ve bu da insanlarda bir saygınlık ve ciddiyet uyandırmaktadır. Yukarıdaki özelliklerden birisi eksik olursa insanlarda oluşan bu düşünce tersine dönebilecektir. Yani K9 olarak getirilen bir köpek, eğer emirlere itaat etmiyor ve sahibini dinlemiyor ise bunu gören insanların o köpeğe ve sahibine karşı saygınlığı kalmayacaktır. Aynı şekilde görünüş olarak köpeğin kusurları varsa bu da psikolojik olarak insanları etkilemesine engel olacaktır.

http://www.polisiye.com/devam.asp?yazid=792#

KÖPEK EĞİTİMİ

K9 KÖPEĞİ KULLANIM ALANLARI
K9 Köpeklerinin Kullanıldığı Alanlar Nelerdir?

•Kapkaç, hırsızlık gibi asayişe müessir suçlarla mücadelede,

•Bomba Aramasında,

•Uyuşturucu ile mücadelede,

•Arama kurtarma hizmetlerinde,

•Gece devriyelerinde,

•Havaalanlarında ve sınırlarda hastalık riskine karşı yiyecek arama ve bulma konularında.

KÖPEK EĞİTİMİ

K-9 EĞİTİMİ
KOMUTLAR

A. Temel itaat eğitimi ( Sevk kayışı ile birlikte yapılan hareketler)

1.İzle ya da Takip
2.Otur
3.Yat
4.Bekle ya da Kal
5.Grup çalışması ( En az 5 sivil giyimli insanın çevresinde dolaşmasına izin vermeli ve bu vaziyette iken komutlara tam olarak riayet etmeli.
6.Silah sesi ( Ateşli silahlardan yakın mesafe atış sesine alışkın olmalı.)
7.Çeviklik ( Pentatlon ) çalışması

B. İleri İtaat Eğitimi ( Sevk Kayışı olmadan komutlara itaat )

1.Temel itaat eğitiminde sayılan bütün hareketlerin sevk kayışı olmadan yapması
2.Acil Dur ( Tehlikeli bir ortamda köpeği aniden durdurmak için )
3.Gel komutu ( Köpek her türlü ortamda gel komutuna kayıtsız şartsız uymalı )

C. Alan ve Kişi Koruma Eğitimi ( Bu eğitime alınacak köpeğin temel ve ileri itaat aşamalarını başarı ile geçmiş olması gerekmektedir )

1.Dikkat ( Alanda şüpheli kişilere veya hareketlere karşı uyanık hale getirme )
2.Havla ( Sadece korkutma amaçlı )
3.Kim o, tut, yakala vb. saldırı komutu ( bu komut ile şüpheli şahsa karşı atağa geçmesi )
4.Tamam yada Hayır ( Saldırganlığa son vermek yada beklemede kalmasını sağlamak için )
5.Bırak ( Köpeğin bu komut ile birlikte ısırdığı şahsı anında bırakması )

D. Narkotik ve Bomba Arama Köpekleri

1.Temel ve ileri itaat eğitimlerini başarı ile tamamlamış olmalı
2.Ara komutu ( Bu komut ile birlikte köpek arama işlemine başlayabilmeli )
3.En az 5 dakika sahibinden uzak bir yerde ve sevk kayışsız olarak Bekle komutuna uymalı
4.Arama yaptığı konu ile alakasız kokulara takıldığı zaman ( mesela kedi ya da kuş kokusu ) Bırak komutu ile tekrar asli aramasına dönmeli
5.Arama köpekleri saldırı eğitimi almazlar. Eğer diğer köpeklere ve insanlara karşı saldırgan tavırları varsa mutlaka sosyalleştirme eğitimine tabi tutulmalıdırlar.
6.Narkotik köpekleri maddeyi bulduklarında kokunun kaynağını göstermek için ayakları ile kazma hareketi yaparlar. Bomba köpekleri ise patlayıcı madde kokusu aldıklarında bombanın harekete veya en ufak bir dokunuşa duyarlı olduğu düşünülerek sadece otururlar.
http://www.polisiye.com/devam.asp?yazid=796#

KÖPEK

EVCİL HAYVANLAR VE HUKUKSAL SORUNLAR
Av. AHMET KEMAL ŞENPOLAT(1)
I- GİRİŞ
Son zamanlarda ev hayvanl a r ı n ı n mahkemeye başvurularak evden uzaklaştırılması yönünde davaların yoğunlaştığı ve 5199 sayılı Hayvanları Koruma Yasasına göre ev ve süs hayvanı s ı n ı f ı n a giren hayvanların mahkeme kararıyla sahiplerinden ayrılmak zorunda bırakıldığı görülmektedir. Özellikle kent yaşamının insanı doğadan giderek uzaklaştırdığı, yalnızlaştrdığı ve yabancılaştırdığı, beton binalar içine tutsak ettiği kentlerde ev hayvanlarının insanlara ne denli yoldaş ve dost olduğunu yadsıyamayız. Ancak evlerinde evcil hayvan besleyen kişilere karşı açılan davaların apartman yönetim planındaki yasaklar nedeniyle sulh hukuk mahkemelerinde tahliye ile sonuçlandığı da bir gerçek... Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin tüm kararlarının da bu doğrultuda olduğuna tanık oluyoruz.

II- TAHLİYEYE NEDEN OLAN "CAN"
Veterinerlerin yapmış olduğu yaklaşık hesaba göre İstanbul'da sahipli hayvan sayısının 1 milyon, Ankara'da ise 500 bin civarında olduğu tahmin edilmektedir. Ne yazık ki (bakımevlerinden sahiplenmek yerine) pet shoplar ve üretim çiftliklerinden Türkiye'de günlük olarak satılan hayvan sayısı ise ortalama 400-500 civarındadır. Bir diğer deyişle önce batılı ülkelerde görülen sahipli hayvan sayısındaki artış ülkemizde de yaşanmak-
tadır. Her ne kadar bunların ciddi sayılabilecek orandaki bir kısmı yazlıkl a r d a k ı r l a r a terk edilmekte ise de, geri kalanların birçoğu için yaşadıkları evlerden atılmaları için yargı y o l una başvurulduğu da bir gerçektir. Genelde komşular arasındaki husumetten kaynaklanan uyuşmazlıkların nedeni her zamanki gibi hayvanlar üzerinde test edilmekte, sahibiyle on yıl yaşamış, ömrünün sonuna gelmiş, hatta sokağa ya da bakımevine bırakılsa yaşama olanağı kalmayacak hayvanların tahliyesine hukuk (1) İstanbul Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı yoluyla ısrar etmenin ardında hayvandan çok sahibine karşı duyulan husumet bulunmaktadır.
Bu incelemenin amacı asla hayvanseverleri tutan yanlı bir inceleme yapmak değildir. Çünkü şunu da kabul etmek gerekir ki kimi hayvanseverler, toplumun asgari müşterek kurallarını zorlayacak derecede de bazı katlanma limitlerini zorlamaktadırlar. Bir dairede 10-20 kedinin beslenmesi ya da ortak mahallerde hayvanların dışkılarının temizlenmemesi ya da toplu ulaşım araçlarında hayvanların koltuklar üzerine çıkartılması
aslında birçok kişinin bunlara antipatiyle yaklaşmasına da neden olmaktadır. Herkesten, bir hayvandan korkmamayı beklemek iyimserlik olur. Her kesimin göstereceği tepkinin çok farklı olması doğaldır. Kimi korkar, kimi sevgi duyar, kimi tiksinir. Ancak kuralların istisnai birkaç kişi tarafından zorlanması bu kez hayvanları koruma kanunun yetersiz olduğu yakınmasına uzanmaktadır. Oysa aslolan toplu yaşamın belirlemiş olduğu kültür düzeyi ile orantılı olarak yazılı olmayan kimi düzenlemelerin varlığıdır. Örf adet hukuku da bunun başında gelir. Ne yazık ki, kuralların kimi bilinçsiz hayvan severler tarafından bu denli zorlanmaya çalışılması bilinçli ve sağduyulu biçimde olaylara yaklaşan, kurallara
uyan hayvan severin ve onun "can"ın da yanmasına neden olabilecek sonuçlara varmaktadır. Az önce de belirttiğimiz üzere bu tip davalarda genelde karşımıza çıkan somut durum hayvanın varlığından çok aslında komşuları ile bir biçimde apartman yaşayışı içinde hayvan sahibi arasında geçimsizlik olmasıdır. Yani, asıl neden hayvanın varlığından çok, yanlar arasında örneğin ortak giderlere katılmama, dini nedenler, aşırı temizlik hastalığı, müziğin sesini sonuna kadar açma ya da nedensiz şekilde komşuya herhangi bir nedenden çekememezliğe girdiğinde insanlar hemen mahkemeye koşarak
bu kişinin evinde kedi var, köpek besliyor diye dava açmalarıdır… Şunu tarafsız olarak kabul etmek gerekir ki aslında bu apartmanlarda görmeye alışık olduğumuz tartışmalarda en suçsuz olan hayvanlardır. Ancak tahliyesi istenen de yine onlardır. Onlar sadece "yumuşak karın" dır.
III- HUKUKİ PROSEDÜR BAŞLIYOR
Kimsenin sahip olduğu hayvanının ihtarname ile ya da site veya apartman olağan toplantsında alınan kararla ya da belediye zabıtasının kararı ile ya da imza toplanarak TAHLİYE EDİLMESİ mümkün değildir. Tahliye edilecek hayvan için mutlaka mahkemeden karar alınması şarttır. Hele bu tahliye işlemi için belediye zabıtasının daha çabuk ve seri hareket etmesi nedeniyle kullanılmaya çalışması olayın traji komik boyutudur. Belediye zabıtası ancak hijyen koşullarına uyulup uyulmadığı konusunda yetkilidir. Aksi takdirde mahkeme kararı olmadan evinize girerlerse konut dokunulmazlığı suçunu bile işlemiş olabilirler. Onun görevi asgari sağlık koşullarına aykırı bir durum varsa idari para cezası kesebilene kadardır, fakat tek başına adeta bir mahkeme imiş gibi tahliyeye
karar veremez. -602 İSTANBUL BAROSU DERGİSİ o Cilt: 81 o Sayı: 2 o Yıl 2007
Uygulamada hayvan sahipleri kendilerini "mazlum ve çekingen " olarak gördüklerinden ve hep suç işleyen potansiyel kişilermiş gibi bakıldıklarından, bu tipten uyarılarla korkutulduğu da gözlemlenmektedir. Türk Medeni Yasasının 737. maddesi; taşınmaz maliki ya da kullananını, komşusuna zarar verecek her türlü davranışlardan kaçınmakla yükümlü tutulmuş ve komşular arasındaki birtakım çıkarları dengede tutabilmek
için, her komşunun bazı davranışlardan kaçınma ve bazılarına katlanma ödevleri ile yükümlü kılmıştır. Aynı maddenin 2. fıkrası ile de, "özellikle taşınmazın durumuna, niteliğine ve yerel örf ve adete göre, komşular arasında hoş görülebilecek dereceyi aşan gürültü veya sarsıntı yaparak rahatsızlık verme"yi yasaklamıştır.
IV-SORUNUN COZUMSUZLU/ÜNE NEDEN OLAN APARTMAN YÖNETİM PLANI!
Mahkemelere ev hayvanlarının tahliyesi için açılan davalarda adeta standarta dönüşmüş olan uygulama, tapudan apartman yönetim planının getirtilerek orada yasak hüküm olup olmasına göre değişmektedir. Apartmanda bulunan tüm kat malikleri toplanıp hayvandan şikayet etmediklerini yazılı olarak beyan etseler ya da tanık olarak ifade verseler bile yıllar önce tapuya bir şekilde dercedilmiş apartman yönetim planının bu yasağını aşamamaktadırlar. Bir diğer deyişle, apartman ya da site yönetim planında kimi durumlarda "kedi köpek tavuk keçi vs gibi hayvan beslenemez" ibarelerinin bulunması mahkemelerin bu kadar kolay tahliyeye karar vermelerine neden olmaktadır.
Bu konudaki görüşüm mahkemelerin ve Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin doğrudan bu maddeye bakarak karar vermelerinin vicdani ve hakkaniyete uygun olmadığıdır. Çünkü orada belirtilen yasak maddesi ev ve süs hayvanı olmayan yabani ya da çiftlik hayvanları içindir. Düşünün ki evinde tavuk besleyenler, inek besleyenler hatta yabani hayvan besleyenler vardır. Bu maddeyi evinde kuş kedi akvaryum balığı besleyenlere kadar uygulamak isteyen ve bu nedenle komşusunu sırf bu "yumuşak karnı " nedeniyle tahliyeye zorlamak isteyenler kanunun arkasına dolanmaktadır. Dini inanışı nedeniyle ya da aşırı temizlik hastalığı olan kişi hayvana karşı olduğunu söyleyemeyen kişi örneğin yıllar önce tapuya konulmuş bu yasak maddesini sevmediği komşusu önüne mahkemede delil olarak sunar, bu yasak maddesini kendi çıkarları için kullanmaktadır.
Açıkçası kimse de ev satın alırken tapudaki yönetim planını detaylı olarak inceleyip bakmaz. Çünkü ileride böyle bir maddenin koz olarak aleyhine kullanılacağını da öngöremez. Mahkemeler de ne yazık ki buradaki hayvan beslenemez yasağını çok geniş ve "sert" olarak yorumlamaktadır. Sesi soluğu çıkmayan bir felçli kedinin, hiçbir komşuya rahatsızlık vermeyen köpeğin, astım hastalığına neden olduğu garanti bile olmayan bir
Hayvan Hakları ve Hukuksal Sorunlar o Av. A. K. Şenpolat 603 kanaryanın evden tahliyesi sadece bu yasak var diye bir tavuk, koyun, inek gibi çiftlik hayvanları ya da piton yılanı, timsah gibi yabanıl hayatta yaşaması gerekli hayvanlarla değerlendirilmesi mümkün müdür? Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin 1991 yılında vermiş olduğu bir kararında hayvanlara o zamanki bakış açısını aynen şöyle dediğini burada da önemli olarak vurgulamamız gerekir. "Köpek, evcil bir hayvan olup günümüzde bir çok ailenin beslediği hayvanlardandır. O nedenle köpeğin bizatihi varlığının rahatsız edici bir unsur olarak kabulü mümkün değildir."(2) Az önce de belirttiğimiz üzere İstanbul gibi büyük bir kentlerde yaklaşı k bir milyona yakın ev hayvanı olduğu tahmin edilmektedir. Dünya
ulusları da birçok ev hayvanı ile beraber yaşamaktadır. 21. yy Türkiye'sinin hayvanlara bakış açısı artık 30-40 yıl öncesinin bakış açısı olamaz. Apartman yönetim planındaki özellikle ev hayvanları için getirilen yasak hükümlerin bu denli kesin yorumlanmaması gerekir. Bu yasağın aslında iyi niyet kurallarını zorlayanlar ile çiftlik ve yabani hayvanlar için konulduğu yorumlanmalıdır. Bir diğer deyişle, apartmanda çiftlik hayvanı besleyen (tavuk, keçi, inek vs) gibi kişilere uygulanan yasak kapsamı bir çok kişinin beslediği kedi köpek kanarya (hatta akvaryum balığı) için yorumlanmamalıdır. Nitekim aynı görüşte olan değerli hukukçu Mustafa Reşit Karahasan'ı n görüşlerini buraya almakta fayda görüyorum: "Yönetim planına konan yasak hüküm ile MK md 661/II hükmünün örtüştü
ğü söz götürmez. Öyleyse yönetim planında hayvan beslemenin yasaklanması, başlı başlına hayvanın apartmandan atılmasının dayanağı yapılamaz. Böyle bir uyuşmazlıkta hakim, örneğin bağımsız bölümde beslenen köpeğin komşuları rahatsız edip etmediği, çevreyi kirletip kirletmediği konularını araştırmalı, soruşturma sonucu böyle bir durum olmadığı kanı sına varırsa davayı reddetmelidir."
"Bu bilgilerin ışığında belirtelim ki, her ne kadar KMK md.28/II ile yönetim planının kat maliklerince nasıl değiştirilebileceği belirlenmiş ise de, iradeyi gösteren davranışlar ya da irade etkinliğinden biri ile, kat maliklerinin örtülü irade açığa vurması ile de hayvan beslenmesine ilişkin yönetim planında yer almış olan hükmün değiştirilmesine hiçbir engel yoktur. Kat maliklerinden birinin, örneğin köpek beslenmesinin sürekli olduğunu
gören ve bilen öteki kat maliklerinin uzun sayılabilecek bir zaman diliminde, bu durumu bildikleri ve gördükleri halde buna karşı koymamış (ses çıkarmamış, itiraz etmemiş) olmaları kısacası, bu tutumları örtülü (zımni) irade açığa vurmasıdır ki, böylece örneğin köpek beslemeyi onayladıkları, yönetim planının bununla ilgili hükmünün değiştirilmiş olduğu kabul edilmek gerekir. Üstelik yönetim planındaki yasağa karşın, uzunca sayılabilecek bir zaman diliminde ses çıkarmayan, durumu gören ve bilen kat malikleri 604 İSTANBUL BAROSU DERGİSİ o Cilt: 81 o Sayı: 2 o Yıl 2007
___________________________________________________
((2) Bu kararlarhttp://www.haytap.org sitesinde yayınlanmaktadır. (ki KMK md. 28/III'teki 4/5 ölçüyü bu olasılıkta da uygulanmalıdır) örneğin bağımsız bölümde köpek besleyen kat maliklerinde güven yaratmış olurlar ki, uzun bir süreden sonra, komşuluk hukuk sınırlarını aşmayan, rahatsızlık vermeyen, etrafı kirletmeyen bir hayvanın apartmandan atılması nı istemek, doğruluk ve güven kurallarına (MK md. 2, KMK md. 18/I) tümüyle aykırıdır.(3)
Yine aynı şekilde ;
"…şöyle ki, YASA KOYUCUNUN MANTI/INDA, HAYVAN BESLENMESİ NİN YASAKLANACAK BİR DAVRANIŞ OLMADI/I YATAR; gerçekte de bu yönden yasaklayıcı bir hükme yer verilmemiştir. Yönetim planın da bir hüküm yoksa, hayvan (özellikle de köpek) beslemenin rahatsız edici olup olmadığı konusunda, her somut olaydaki durum ve koşullara göre gerekirse bilirkişiden de rapor alarak, hakim, hakseverlik ve denkseverlik (MK. md. 4) kurallarının ışığın altında, hayvan sevgisinin kökleşmesine olanak da verecek biçimde uyuşmazlığa çözüm bulmalıdır. Önemle belirtelim ki, KMK md 18/1 hükmünün uygulanmasında da gözetilmesi gereken MK md 661 çerçevesinde hayvan beslemeden daha yoğun kapsamlı rahatsızlık vermeden önce, bunun giderilmesi için somut önlemlerin bulunup bulunmadığı, bilirkişi kanalı ile soruşturulup varsa, eş değişle alınacak önlemlerle bu sakıncalar giderilebiliyor ise, işte bu durumda, hakim, gerekli önlemlerin alınarak sakıncaların giderilmesine karar vermekle yetinmektedir; bu bağlamda, eylemin tümden yasaklanması (uğraşın durdurulması, tümden engellenmesi) söz konusu olmamaktadır. Şimdiye kadar kökleşen yargıtay inançların bulduğu bu çözümün, hayvan besleme olayları içinde geçerli olduğunda duraksanamaz. O nedenle, hayvan komşuları rahatsız etmiyor, sahibi kat maliki, apartmanın kirletilmemesi için gerekeni yapıyor, önlemler alıyor, böylece temizliğin ihlal edilmesi gibi bir durum ortaya çıkmıyor ise, hayvanın beslenmesi yasaklanamaz." Şimdiye kadar yapılan açıklamaların ışığında belirtelim ki, salt yönetim planı ile hayvan beslemenin yasaklanması, hayvanın apartmandan atılmasına neden olamaz. Eğer hayvan komşuları rahatsız etmiyor, çevreyi de kirletmiyor ise, yönetim planında yasak hüküm var diye, dışarı atılamaz."(
4) Aslında durumun bu kadar açık olduğu, yasa koyucunun asıl amacının hayvan sevgisinin, doğa sevgisinin yerleşmesinin tartışılmaz olduğu bir konuda yıllar önce maktu şekilde edinilmiş ve kat maliklerinin ortak iradaleri dışında şeklen tapuya işlenmiş, apartman yönetim planından yıllarca sonra bir yasak hüküm çıkarıp kullanmanın da ne derece iyiniyet kuralları ile bağdaştığı tartışılır.
Hayvan Hakları ve Hukuksal Sorunlar o Av. A. K. Şenpolat 605
(3) Mustafa Reşit Karahasan ,Mülkiyet ve Kat Mülkiyeti Hukuku, 1999, cilt 3 , sayfa 215vd
Yıllarca hayvan besleyen kişiye ses çıkarmayıp, komşuluk ilişkileri kötüye gittikten sonra dava açmak ve hayvanın tahliyesini istemek ya da aynı yasağı ihlal eden başka komşulara karşın onlara dava açmayıp sadece birisinin üzerine gitmek de bu yönetim planının ne denli kötüye kullanıldığının bir göstergesidir. Oysa yapılması gereken, özellikle TMK 737. maddesi uyarınca rahatsı zlık unsurunun, komşular tarafından katlanabilme yükümlülüğünün bir bilirkişi kurulunca özellikle keşif yoluyla belirlenmesinden ibarettir. Konusunda uzman bir veteriner hekim şikayet söz konusu olan hayvanın yaşadığı toplu alanda sesinin ya da tüylerinin nesnel sınırları zorlayacak derecede olup olmadığı, verilen eğitim komutlarını tam olarak algılayıp algılamadığı, insanlara zarar verecek bir yapıda olup olmadığı, aşılarının düzenli olarak yapılıp yapılmadığı, bu kontroller sonucu hayvanın toplu yaşam alanları için bir zarar oluşturma olasılığının ayrıntılı olarak incelemesi gerekir. Bilirkişinin özellikle keşif ile saptayacağı bu
durum yargıcın vereceği karara destek teşkil etmelidir.(5) Nasıl ki apartman yönetim planında yasak OLMADI/INDA, yasağın olmaması kimseye örneğin evinde keçi, inek, tavuk ya da kobra yılanı beslemesine izin verme anlamı doğurmaz ise yani tolerans sınırı TMK 737 kapsamında değerlendirilemez ise ya da yasak yok diye bu hayvanların bir apartman katında yaşamasına izin verilmez ise, yasak var diye de ev ve süs hayvanlarının nesnel nedensiz tahliyesine doğrudan karar verilememesi gerekir. Yani yargıç her somut durumda yerinde inceleme, keşif ve gerekiyorsa bilirkişiden görüş almalıdır. Öte yandan, Yargıtay'ın çeşitli kez onamış olduğu tahliye yönündeki kararlar özellikle 2006 yılında çıkmış 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunun uygulama yönetmeliğinin çıkmasından önce olduğunu da anımsamalıyız. 2006 yılında yürürlüğe giren ve Çevre Bakanlığı tarafından çıkarılan Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği(6) ise bu konuya DESİBEL ölçütü getirmiştir. Bundan önceki uygulamalarda herhangi bir komşunun durup dururken yakınması ya da apartman yönetim planlarındaki kedi ve köpek besleme yasağının mahkeme kararıyla hayvanların evden atılmasına yeterli olmaktaydı. Hiç değilse 2006 yılında çıkan Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği uygulamadaki bu haksızlığı gidermesi gerekir.
606 İSTANBUL BAROSU DERGİSİ o Cilt: 81 o Sayı: 2 o Yıl 2007
___________________________________________________
(4) Mustafa Reşit Karahasan ,Mülkiyet ve Kat Mülkiyeti Hukuku, 1999, cilt 3 , sayfa 217vd (5) İstanbul 4 Sulh Hukuk mahkemesinin 1998/603E ve 1999/632K sayılı bu konuda vermiş olduğu gerekçeli karardan : "Köpeğin cinsi, durumu, uzman bilirkişinin raporu, bulunduğu dairenin hemzemin oluşu, tanık beyanları ve keşifte gözlendiği üzere davacı yan köpeğin katlanılmaz bir rahatsızlık ve zarar yarattığını ispatlayamadığından davanın reddine karar vermek gerekmiştir." Kararın tam metni için :http://www.haytap.org (6) Yönetmeliğin tam metni içinhttp://www.haytap.org sitesinden ulaşılabilir. Hayvanın evden atılabilmesi için en azından gürültü sınırını aştığının ve nesnel sınırların zorlandığının kanıtlanması gerekmektedir. Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan yönetmelik, evde yaşayan hayvanlarla ilgili apartman sakinleri arası nda çıkan uyuşmazlıkların ve genellikle mahkeme kararıyla sahiplerinin ve hayvanların haksız yere ayrılması ve evden atılmasıyla sonuçlanabilen bu uygulamanın bir sona ermesini sağlamalıdır. Bu arada sayın hukukçulardan 12.04.2006 yılında çıkan yönetmeliğin özellikle 10. ve 12. maddelerine dikkat çekiyoruz. Hayvan sahiplerinin görev ve sorumlulukları MADDE 10- (1) Ev ve süs hayvanı veya kontrollü hayvanı bulunduranlar ile yeni hayvan sahiplenecekler;
…
/) hayvan sahibi ya da hayvan muhafaza eden kurum ve kuruluş, sahibi bulunduğu hayvanın ses düzeyini kontrol altına almak üzere, söz konusu hayvan ya da hayvanların yaşama ortamına en yakın konutta bulunan bir yatak odası için ses basıncı düzeyi ve oturma odaları için de kabul edilebilir ses basıncı düzeyleri ile ilgili olarak 1/7/2005 tarihli ve 25862 sayılı resmi gazete'de yayımlanan çevresel gürültünün değerlendirilmesi ve yönetimi yönetmeliğindeki (2002/49/ec) değerleri sağlamakla, görevli ve sorumludur.
Özellikle aynı yönetmeliğin 12. maddenin d fıkrası da sahiplenilen hayvanın terkini yasaklamıştır. Ev ve Süs Hayvanı ve Kontrollü Hayvan Sahiplenilmesi ve Bulundurulması
Ev ve Süs Hayvanı ile Kontrollü Hayvan Bulundurma ve Sahiplenilmesi Şartları MADDE 12- (1) Ev ve süs hayvanı ile kontrollü hayvanı bulunduran veya yeni hayvan sahipleneceklerde aşağıdaki şartlar aranır:
d) Sahiplenilen hayvanlar TERK EDİLEMEZ, ancak yeniden sahiplendirme yapılabilir ya da geçici hayvan bakımevlerine teslim edilebilir. Uygulamada bilindiği üzere yönetici ya da apartman sakini, hayvan çevreye rahatsızlık vermese bile, dava açabilmekte ve Yargıtay'ın yerleşmiş onama kararları doğrultusunda tahliye kararını çok rahat bir şekilde alabilmektedirler. Ancak, artık yönetmeliğin ilgili maddesi, yakınmacılara iddialarını ispatlama zorunluluğu getirdiğinin göz önünde bulundurulması gerekir. Yeni yönetmeliğe göre yakınma konusu olan ev hayvanının ses desibeli ölçülmesini, eğer gürültü sınırı aşılmamışsa kedi ve köpeklerin sahipleriyle yaşamasına olanak verilmesi gerekmektedir. Yakınma haklı ve sınır aşılıyorsa ancak o zaman yargı yolu açılabilmelidir. Ya da Hayvan Hakları ve Hukuksal Sorunlar o Av. A. K. Şenpolat 607 söz konusu olan hayvanın tüyleri ise bilirkişiden bu tüylerin insanları rahatsız edip etmeyeceği yönünde rapor alınmalıdır.
V- 5199 sayılı HAYVANLARI KORUMA KANUNU AÇISINDAN BAKIŞ
5199 sayılı HAYVANLARI KORUMA KANUNU Haziran 2004 yılında yürürlüğe girmiştir. Yapılan çeşitli uluslararası sözleşmeler ve pratik ihtiyacı n doğurduğu gereksinimler böyle bir yasanın çıkmasını zorunlu kılmıştır. Bu yasada korunan yarar aslında HAYVAN SEVERLERİN DE/İL, HAYVANLARIN HAKLARIDIR. Yasa koyucu onların da her şeyden önce
bir hakkı olduğunu kabul etmiştir. Her ne kadar bu yasa bir kabahatler kanunu da olsa uygulamada bu tipten davalarda bu yasa apartman yönetim planın önüne geçememekte ya da mahkemeler tarafından dikkate alınmamaktadır. Adı geçen yasanın 5. maddesinin son fıkrası aynen şöyle demektedir:
"Ev ve süs hayvanları ile kontrollü hayvanlardan, doğal yaşama ortamlarına tekrar uyum sağlayamayacak durumda olanlar terk edilemez"
Görüldüğü üzere yeni yasa açıkça yaşama ortamlarına tekrar uyum sağlayamayacak olan hayvanların terk edilemeyeceğine dair amir hüküm koymuştur. Hatta bu yasanın emredici hükmüne aykırı hareket edenlere karşı para cezası ile yaptırım öngörülmüştür.
Burada yasa maddesi ile bir sözleşme olan yönetim planı çelişmektedir. Bu çelişmede yasa hükmü sözleşmenin gerisine düşürülemez. Eş deyişle yasa hükmüne aykırı sözleşme maddesinin geçerliliğinden söz edilemez . Uygulamada mahkemeler tahliye yönünde karar verdiği zaman bir çok hayvan sahibi onca yıldır yanında olan hayvanını terk edemediği için yaşadığı konutu terk etme yolunu seçmektedir. Yargıtay 18. Hukuk dairesinin biran önce bu konuyla ilgili görüş değiştirip Hayvanları Koruma Kanunu çerçevesinde bir kararlılığa ulaşması gerekmektedir.
VI- TÜRKİYE Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi'nin Onaylanması Hakkında 2003/6168 Sayılı uluslararası YASAYA İMZA ATMIŞTIR.(7) 15.7.2003 tarihli EV HAYVANLARININ KORUNMASINA DAİR AVRUPA SÖZLEŞMESİNİN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDU/U HAKKINDA KANUN'la 28.08.2003 tarihinde bu sözleşme yürürlüğe girmiştir. Yasanın altında tüm hükümet üyelerinin, Cumhurbaşkanının imzası vardır. Resmi gazetede yayınlanmıştır. Bu yasanın 3. maddesi kimsenin ev
608 İSTANBUL BAROSU DERGİSİ o Cilt: 81 o Sayı: 2 o Yıl 2007
___________________________________________________
(7) 2003/6168 Ev Hayvanlarının Korunmasına Dair Avrupa Sözleşmesi'nin Onaylanması Hakkında Karar
hayvanını terk edemeyeceğini hüküm altına almıştır. Öte yandan bu yasanı n bizi ilgilendiren teknik hukuki yanı 1982 Anayasamızın 90/son fıkrasına göre uluslararası sözleşmeler yasa hükmünde olduğu yönündeki ifadesidir.
1982 ANAYASASI MADDE 90/SON :
"Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası anlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında anayasaya aykırılık iddiası ile anayasa mahkemesine başvurulamaz." Dolayısıyla bu sözleşmeler TBMM'den çıkmış yasalardan farksızdır. İç hukuk düzenlemeleridir. Ancak hukukçularımız nedense anayasanın 90. maddesini de uygulamada fazlaca dikkate almamaktadırlar. Tüm dünya ev hayvanları ve doğa ile barışık bir şekilde yaşarken, bizim bir hayvanı husumet konusu yapmamız düşündürücüdür.
VII - TAHLİYE KARARI ÜZERİNE HAYVAN SAHİBİNİNİN KOZU
Yukarıda anlatılan nedenlerle herhangi bir hayvanın evden çıkarılması na karar verildiğinde bu kez hayvan sahibi olan kat maliki sulh hukuk mahkemesinde kendisine dava açmış olan kişi ya da apartman yönetimine karşı oturdukları binadaki projeye aykırılıkları dava konusu etmekte ve eski hale getirme istemektedirler. Yani, bir tahliye kararının icraya konulmasının engellenmesi için apartman ya da sitede bir hukuk savaşı başlamaktadır. Hemen hemen her evin iç dekorasyonunda tadilat yapıldığı, kolonları kirişleri kesildiği, balkonların projeye aykırı olarak içeriye dahil edildiği düşünülürse hayvanların tahliyesini isteyenlere karşı işleyiş tersine dönmekte, dava açana başka bir dosya ile karşı dava açılmaktadı r! Mahkemeler aslında gereksiz bir hukuk savaşı içine sürüklenmekte, yasalar bu nedenle kullanılmakta ancak dava dilekçelerinde bu durum özellikle belirtilmemektedir. Olayın bu duruma gelmesindeki en büyük neden apartman yönetim planının sert uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Bu husumetler o dereceye varmaktadır ki, kimi zaman tahliyeyi isteyen taraf o daireden taşınmış bile olsa icra kanalıyla muhakkak hayvanın tahliyesini uygulatmak için icra dairelerine başvurulmaktadır.(8) Hayvan Hakları ve Hukuksal Sorunlar o Av. A. K. Şenpolat 609
___________________________________________________
(8) Kartal 2. İcra Mahkemesinin 2005/ 178E ve 2005/331 K sayılı talebin REDDİ kararı davalı takip alacaklısının oturduğu daireye bitişik dairede beslediği köpeklerden rahatsız olduğu iddiası ile davacı takip borçlusu aleyhine dava açıp kendi adına karar aldıktan sonra oturduğu daireyi 23.03.2006 tarihinde satmış ve o apartmandan taşınmıştır. Bu husus taraf vekillerince de kabul edilmiş olup tartışma konusu değildir. Dolayısi ile davacı takip borçlusunun kendi dairesinde köpek besleyip bulundurmasından 06.04.2005 takip tarihi itibari ile davalının rahatsız olması söz konusu değildir. Takip dayanağı karar apartmanla ilgili değil, davalı alacaklısı şahsı için verilmiştir. Bu bakımdan
davalının sattığı daireyi satın alan yeni malik ya da kiracı kendi adına dava açıp aynı şekilde karar almadığı sürece davalının şahsı için ilama dayanak benzer bir hak iddiasında bulunamayacağı gibi, aynı ilamı kendi lehine takibe koymak hak ve sıfatı da yoktur. Mahkeme kararlarının kesinleşmesinden sonra Şili ya da yasal zorunluluklar nedeni ile ilamın taraşarının değişmesi halinde, o ilamı infaz ve uygulama hakkı değişen tarafa geçer. Aynı şekilde ilamın konusunun değişen koşullar nedeniyle taraşar için bir fayda sağlanamayacağının ortaya çıkması halinde de taraşarın o davanın infazını istemeleri doğru olmadığı gibi hakkın kötüye kullanılmasına da yol açar.
VIII- "BARINAK" SEÇENEĞİ
Şimdiye kadar olayın hukuki boyutlarını kısa olarak anlatmaya çalıştık. Yine de bir şekilde bahsi geçen hayvanlar için tahliye kararı verildiğinde buraya sunamadığımız adına "barınak" denilen yerlerin fotoğraşarına dikkatinizi çekmek gerekir. Bu görüntüler ne yazık ki Türkiye'nin gözlerden ırak kanayan bir yarasıdır. Yaşamaya mahkum edilmiş, terkedilmiş hayvanlarla dolu yerlerdir bu bölgeler. Yerel yetkililer, idari makamlar ise gerekli önlemleri hiçbir biçimde almamakta, kaynak sağlamamakta, yeterli personel ve altyapıyı sunmamaktadırlar. Bakımevi olarak çalışması gereken fakat adına barınak adı verilen çoğu tamamıyla kapasitesinin üstünde, mevzuata aykırı bulunan bu yerler olası tahliye kararı nda icra müdürlüğünün bu köpekleri göndereceği yerlerdir. Bu adına barınak denilen, nazi kampı koşullarından daha vahim durumda olan, "canların" adeta yaşamaya mahkum edildiği hapishanelerdir. Bugüne kadar kimseye zararı olmamış hayvanlar için bu yönde bir istemde bulunmak öncelikle merhamet ilkeleri ile bağdaşmamaktadır. Özellikle Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin bu konuda vereceği kararlar
Türkiye'de en azından bu konuda bir anlayışın değişmesine neden olacaktır. Yinelemek gerekir ki burada savunduğumuz hayvan severlerin hakları değil, hayvanların yaşam hakkıdır. Sahipleri ile duygusal ilişkiler kuran, gözlerini açtığı zaman onları annesi, babası, kardeşleri gibi gören hayvanların alıştıkları ortamdan hukuk zoruyla koparılmaları, barınaklara sürüklenmeleri çoğu kez bu hayvanları n sterese girmesine ve yaşamlarını yitirmesine neden olmaktadır. İnsanların doğanın sahibi olarak kendilerini görmesi ve başka canlılara yaşam hakkı tanımaması uygarlık sayılabilir mi? Uyuşmazlığın çözümlenmesinde özellikle Medeni Kanunumuzun 4.maddesi (hakseverlik ve denkseverlik ilkesi) büyük bir destek oluşturacaktır. Sayın mahkemenin Kat Mülkiyeti Yasasını ve yeni çıkan Hayvanları Koruma Yasasını birlikte uygulaması hayvan haklarının önemini kavraması, çağdaş ve modern hukukun başarısı olacaktır.
610 İSTANBUL BAROSU DERGİSİ o Cilt: 81 o Sayı: 2 o Yıl 2007
___________________________________________________
Davalı dairesini satıp taşındığına göre, davacının kendi dairesinde besleyip sakladığı köpeklerden rahatsızlığı düşünülemeyeceği gibi aynı binada oturmadığı başka bir dairede pay sahibi bulunmuşsa da davalıya ilamın bu yönden infazını istemek hakkı vermez. Davalının hukuki ve mantıklı bir hakkı ve menfaati bulunmadığı halde şeklen taraf olduğu ilamın infazını istemesi açıkca hakkın suistimali olduğundan davacı borçlusu şikayeti haklı yerinde ve yasal bulunduğundan davanın kabulüne takipteki "Köpeklerin Evden Uzaklaştırılması" ile ilgili talebin iptaline karar vermek gerekmiştir.
Temyiz üzerine Yargıtay 12. hukuk dairesi bu kararı 8.12.2006 tarihinde 2005/20397 E ve 2005/24399 sayılı kararı ile ONAMIŞ, yerel mahkemenin verdiği gerekçeyi değiştirmemiştir. Kararın tam metni için:http://www.haytap.org
http://www.hukuki.net/hukuk/index.php?article=1916